zihnibeykomşum sağ olsun yeni çelınç atmış üstümüze, yeni diyorum ama bana gelişi yeni.
kaç gündür takip ediyorum lakin iştirak etmeye anca muvaffak olabildim. neyse, kelimeler arasına "fevkalbeşer" falan sokuşturmadan başlayayım.
komşularım üçerli beşerli yazdılar şarkılarını, kendime hiç güvenmiyorum, sanki çok önemli işlerim varmış gibi şuraya istikrarlı bir şekilde gelemem diye korktum. hedefim, tek seferde yazmak. saat gece 03.40, şimdi gidip ilk cevabımı düşünürken bir kahve yapacağım, sonrası allah kerim, kim bilir kaç saatte bitecek bu yazı? olsun, burada olmayı çok özledim, iyi ki çelınclar var. ay lav çelınç!
# başlığında renk geçen sevdiğim bir şarkı:
nilüfer'in o kısacık melodinin ardından "aaaahkşam olduuu" diye aniden konuya girmesini ve kameraya sitemkar bakışlar atarken işvelenen yarı nevrotik halini izlemeyi çok seviyorum.
# başlığında rakam bulunan şarkı:
burada bir yerlerde kesin daha önce söyledim bunu ama yine şaapayım. teoman bey bu şarkıyı çıkardığında 17 yaşındaydım ve tam da o günlerde ona hem fiziksel hem de az çok karakter olarak benzeyen (en azından bana öyle geliyordu yani) birine aşıktım. kafamı otobüsün camına yaslayıp, şarkıyı teoman beyciğim benim için yazıp söylemiş gibi dinliyordum ve daha on yedi, on yedi, on yedi, on yediiiydiiiiiiim... (melodili)
# bana yaz dönemini hatırlatan bir şarkı:
eskiden yazın geldiğini pride yürüyüşünden anlardım. her yerde rengarenk bayraklar, arkadaşlarım yanımda, ama asıl ben onların yanındayım. bin türlü duyguyu aynı anda yaşıyoruz, sevgi, dayanışma, deli deli sloganlar, birlikte çok daha güçlü hissetmenin verdiği o sevinç. ama binlerce başka güzel şey gibi onu da aldılar elimizden. yiyip içtikleri haram zıkkım olsun da şu adamlar neşemizi bile çaldılar ya hiç soğumuyor içim. valla ne yaşıyoruz, nasıl hala delirmedik aklım almıyor. gökkuşağının altında toplanamayacaksak yaz neden gelir ki yani? oyy dağlar ooy!
# gürültülü dinlenmesi gereken bir şarkı:
ama 9 haziran 2013'te yayınlanan bu versiyonuyla...
sonra çok daha kötü şeyler oldu ama hiç unutmadım. unutmayacağım.
# bende dans hissi uyandıran bir şarkı:
önceki sorunun cevabı beni aldı duvara vurdu. şimdi kendimi iyileştirmem için dans ettiğim bir an getirdim gözümün önüne.
belki onlarca başka şarkı sayabilirim ama şu an bana en iyi gelecek olan, son sınıfımla iki yıl boyunca bıkıp usanmadan deliler gibi tepindiğimiz cheap trills! :)
i got u beeeeyyyyyybi!
# yolda giderken dinlenesi bir şarkı:
bunu yaklaşık bir ay kadar önce bursa'ya gittiğimizde fark ettim. istanbul'dan çıkana kadar (sanırım trafikte hızlı gidememekten) sakin, türkçe şeyler dinlemeyi seviyorum ama ne zaman ki otoyola çıkıyoruz ve cool kocam altındaki otomobilin tombul bir kibrit kutusu olduğunu unutup adeta bir maserati direksiyonundaymış gibi coşuyor heh işte öyle anlarda ben de gaza geliyorum. o zaman ikimizi de memnun edecek lakin onu highway to hell falan gibi tam da delirtmeyecek şiddette şeyler çalsın istiyorum. yani mesela şunun gibi.
ya da bunun gibi :
şu ana dek en düşündüren soru bu oldu. yarım aklım nerelere gitti geldi ama cevabım şu:
mazhar'a eşlik eden de bizzat benim. yıllar önce cool kocamın beni "şu şarkıyı bi' söylesene sen" deyip evin bir odasına kurduğu karanlık stüdyosuna itekleyerek söylettiği haliyle. 23 yaşındaki küçük S. ve onun tedirgin sesini hatırlamayı ve bir gece yapacak hiçbir şey bulamamışken dandik bilgisayarımda yaptığım bu klibi çok seviyorum.
# yetmişlerden bir şarkı:
biri, bunca şarkıda ilk hangisini dinleyeyim diye sorsa hiç düşünmeden bu derim.
bence ajda çok ilginç bir şarkıcılık performansı göstermiş burada. yani şarkıda o an ne anlatıyorsa her bir sözcüğün duygusunu vurgularıyla, sözcükleri kısaltıp uzatmasıyla falan öyle aktarmış ki aklım almıyor. mesela "kimselere soramadım" derkenki çaresizlikte sesi titriyor. "onu bulup kaçmak ister canım" derken öyle bir "kaçmak" diyor ki sesinde bir hınzırlık. bitti mi, bitmedi! "düştüm ağına" diyor mesela yine titreyen bir sesle ama sonra "taştan mı sandın beni" derkenki o taş vurgusu falan, taşın taş olduğu türkçe bilmeyen hollandalıya bile geçer. onun da ardından gelen "yalancı ama tadı da başka" daki "tadı da başka" cilveli nağmelerle söylenmiş falan böyle ay aklımı kaçırıcam çok acayip.
kadın resmen şarkıyı yaşamış, ama yani arabesk bir şekilde söylemiyorum bunu. sahne varmış gibi, tiyatro oyunu gibi şarkı. her tonlama gözümün önüne bambaşka bir ruh halini şaapıyor. şimdi o kadar iddialı cümleler kurup konuyu şaapıyor gibi basiretsiz bir şekilde bitirmem çok hoş olmadı ama daha fazla uzatmamak için böyle bağlayayım dedim. yoksa duramicaaam.
# düğünümde çalınmasını istediğim bir şarkı:
düğünümde çok güzel şarkılar çaldı. düğün giriş şarkımız memlekette neredeyse hiç bilinmeyen fransızca bir şarkıydı. böyle de kalsın diye, hiçbir yerlerde duymayayım ki bana sadece cool kocamı ve o şarkıyı seçme sebebimizi hatırlatsın diye onu kendime saklıyorum hep.
ama geçkin sosyetikler gibi nikah tazelesek ne çalarız diye düşündüm, aklıma ilk gelen bu oldu. mazimizde yeri büyük, kıymeti tarifsiz.
# yeniden yorumlanan bir şarkı:
bu şarkıyı kargo'dan ilk dinlediğimde istiklal'de yaga isimli bir bardaydım. kargoyu sevdiğimden değil bestfrendim kargo'nun tonmaisteri olduğu için oradaydım.
şimdi kendisinden cool kocam diye bahsettiğim lee ile yaklaşık altı yıl süren sevgililiğimiz çok kötü ve canımı acıtan bir şekilde bitmişti. hayatımın en boşlukta hissettiğim zamanlarını yaşıyordum. çalıştığım yerden çıkıp best friendim bece'nin yanına kaçmış, çok yorgun bir halde gecenin bitmesini ve evimize gitmeyi bekliyordum. kim bilir kaç kadeh alkol tükettiğim o bar taburesinin üstündeyken ışıklar tamamen karardı ve bu şarkıyı söylemeye başladılar.
o gün, orada, o şarkının başından sonuna dek ağladım. bece yanıma geldi, aslında gelmemesi gerekiyordu. o anda mikrofon mu patlıyor amfi mi çatlıyor böyle şeylerle ilgilenmesi gerekiyordu ama işi gücü bırakıp sadece sarıldı bana. o sarılınca daha da coştum. o gürültüde kimse duymazken bece'nin kolları arasında sessiz sessiz ama o günlerde hiç olmadığı kadar, içime attığım her bir şeyi boşaltırcasına şiddetle ağladım. bunları yazarken şarkıyı da açtım dinliyorum, yine ağladım.
# en sevdiğim klasik müzik parçalarından bir tane:
klasik müzik benim bildiğim bir şey değil pek ama ara sıra kocam piyanoda bunu çalıyor, onu dinlemek epey hoşuma gidiyor.
# karaokede biriyle düet yapmaktan hoşlandığım bir şarkı:
dünya yansa karaoke şarkım değişmez. düet arkadaşı olarak da abimi seçiyorum. çünkü damarlarımda bir damla olsun madonnacılık varsa bu tamamen abimin eseridir.
şimdi geçkin geçkin konuşacağım ama biz küçükken bir albüme para verdiysek o kaset sarıp parçalanana kadar çalardık biz onu. bugün şahsım olarak, seksenlerin ikinci yarısı boyunca evimizde aralıksız çalan true blue albümündeki her notayı vuruşuna dek biliyorsam işte bunlar hep seksenler çocuğu olmaktan.
# beni hayat üstüne düşüncelere iten bir şarkı:
ama düşünüyorsun da ne oluyor derseniz, iyi şeyler oluyor gibi olurken olmuyor. sanırım hiçbir zaman, kendime bile tam anlamıyla tarif edemeyeceğim.
kalbimin orta yerinde odadaki fil misali duran ama uzun süre ısrarla görmezden geldiğim en sonunda onlarla yaşamaya alıştığım kırıklar falan var. hayat değil de hayatım üzerine aklıma bir şeyler getiriyor bu şarkı hep.
#bugün hala bir arada olmasını arzu ettiğim gruptan bir şarkı:
bir arada olmalarını ister miydim emin değilim ama kurt'ün yaşadığı o acıları yaşamamış olmasını dilerdim. nirvana'yı ilk dinlediğimde kurt öleli birkaç yıl olmuştu. aynı apartmanda yaşadığım ve tamamı ergenlerden oluşan arkadaş grubumla kurt'ün ölüm yıldönümünde onun için benim odamda bir tören yapmış, mumlar yakıp ruhu için güzel dileklerde bulunmuştuk. artık kendimizi o anın büyüsüne nasıl kaptırdıysak halıyı yakmışız tam ortasından. sorsan arabesk dinleyen yaşıtlarımızı aşağılayan tiplerdik bir de, onlardan çok da farkımız yokmuş şimdi bakınca.
kurt'ün ölümüyle ilgili hala çok üzgünüm ama yıllar geçtikçe bambaşka bir yerden üzülüyorum. o zamanlar kurt cobain her birimiz için, ölümüyle bile şahane bir rakınrol ikonuydu. bugün baktığım yerden bambaşka bir şey görüyorum. sanki o hep yardım istemiş de ben işe güce dalıp onu unutmuşum, o da kimseye yük olmak istememiş, sırtına yeşil hırkasını geçirip evden çıkıp gitmiş gibi, bize anlatmaya çalışmış ama asla anlamamışız gibi. ben yaşlanırken ve o hep yirmi yedisinde kalmışken bu unplugged kayıtlarını her izlediğimde kederle karışık tuhaf hisler basıyor içimi.
# aşık olma hissi uyandıran bir şarkı:
bu klipteki ay yüzlü oğlan hayattaki ilk celebrity crush'larımdan biridir. gerçi yeterince celebrity olsa adını sanını da bilirdim ama olsun, ölürüm giderim yine aklımda suratı. çok yanıktım oğlana o yıllarda. çünkü ergenlik, çünkü hormonlar...
üzerime alınıyorum, durduk yere ağlayasım geliyor yemin ederim.
# sesine hayran olduğum sanatçıdan bir şarkı:
sesini çok sevdiğim iki şarkıcının düetiyle geldim. ama sadece seslerini değil, hem salif'i hem de cesaria'yı sanki önceki hayatımızda falan ahbaplarımmış gibi tuhaf bir tanıdıklık duygusuyla seviyorum.
ben küçükken müzik bizim evde hiç susmayan bir şeydi. akşamları çok değil ama gündüz saatlerini hep fondaki şarkılarla hatırlıyorum. babamın devrimci şarkıları, abimin pop saatleri, bazen de radyoda artık ne denk gelirse... şimdi anlatacağım şeyi bir çocuğun gözünden hatırladığımda çok büyülü bulduğum için özellikle burada olsun istedim. böyle epey güneşli bir gün hatırlıyorum hayal meyal, radyoda bir şarkı çaldı ve çok sevdim şarkıyı. ama öğrenemedim kim olduğunu, yine de uzun yıllar boyunca melodisi hep kulağımda kaldı. aradan yıllar geçti, ergenliğimin başlarında bir gün okuldan gelip yine radyoyu açtım. oha, yıllardır aklımda kalan o şarkı. ama başını kaçırdığım için yine öğrenemedim ne olduğunu. bu kez cesaretimi toplayıp aradım radyoyu, utana sıkıla az önce çalan şarkının ne olduğunu sordum, söylediler. tam olarak 'bana ait bir şey yıllarca benden alınmış da tam o an ona tekrar kavuşmuşum gibi' sevindim.
eğer yazmaya bu kadar ara vermeseydim bence çok daha güzel anlatabilirdim hislerimi lakin aha bu da bana ders olsun. neyse.
# beni hatırlatan bir şarkı:
buna benzer bir soru önceki çelınçlarımızdan birinde daha vardı, o zaman âbime sormuştum, "incelikler yüzünden" demişti. yine destanlar yazdığım ve saat sabahın altısı olduğundan soracak kimsem de yok ama kapanışı kendime kendimi hatırlatan bir şarkının çok sevdiğim bir versiyonuyla yapayım.
size daha önce linet'i, üşenmeyip konserine gidecek kadar çok sevdiğimi ve o konserde kah gözlerim dolarak kah hop hop hoplayarak kendimden geçtiğimi söylememiştim değil mi? onu da anlatayım bi' ara.
yine gılgamış yazdım. artık gözlerim kapanıyor. umarım çok saçma imla hataları, anlatım bozuklukları falan yapmamışımdır, sonra dönüp fark edince çok üzülüyorum çünkü.
öptüm.
















