mutlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2021

holaaa komşular!

arkadaşlı mime devam edecek vakti ya da kafayı bulamadığım bir dönem geçti. o arada sanıyorum ki ikinci kitabı bitirdim. yani en azından yayınevine yolladım bakalım bundan sonrası nasıl gelişecek? burada yokken aklımın büyük bölümü ondaydı, bir kısmını da yangında harcadım. sonra sel görüntülerinden kaçtım, twitter hesabımı kapattım, beynimin içinde birazcık akıl kırıntısı kaldıysa onu da instagram reel videolarına bıraktım. tertemiz bi kafaya ulaştım mı bilmiyorum ama gündem dediğimiz bok çukurundan biraz olsun kaçabilmek iyi geldi. 

bugün ve yarın online derslerim var. sonra favori tatil arkadaşım mutlu kişisiyle buluşup ona parıldaklı şarıldaklı nişan elbisesi bulmak için yollara düşeceğiz. ilginç bir şekilde bu işlerden anladığımı düşünüyorum, sanıyorum ki mutlu da böyle düşünüyor. bana güveniyormuş biz bu işi halledermişiz. ay hadi inşallah. 

verdiğim 16 kilonun 2 kilosunu geri almışım. zaten daha da verecektim hedefim bu değildi ama son aylardaki bu maceramda bana kilo verdiren ya da aldıran şeylerin ne olduğunu artık anladım. bir kere beni şüşko bir birey yapan şey yediğim düz yemekler değil yarın yokmuşçasına saldırdığım abur cuburlar. onları hayatımdan çıkarınca kilo vermeyi geçtim gerçekten bedenim rahatlıyor. ama tabii kilolar da gidiyor. ama ondan da etkili olanı şu aralıklı beslenme olayı. 

haldır haldır kilo vermeye çalıştığım ve bu uğurda aklıma gelen her şeyi yaptığım 3 ay boyunca sadece 16 saatlik aralar bırakarak yedim, karbonhidratı abartmadım, abur cuburu kestim ve o arada 1 ay kadar spor yaptım. aha bana 16 kilo verdiren bu oldu. sonra diyeti ve sporu bıraktım, canımın istediğini yedim ama 16 saate yine dikkat ettim. bu da bir üç ay kadar sürdü ve gerçekten hiç kilo almadım. son 1 aydır hepsini salmış durumdayım, üstüne bir de regl oldum ne buldumsa tıkındım derken evet +2 kilo. 

ama olsun, üzülmedim gerçekten. hatta bunu keşfetmiş olmak hoşuma gitti. bugünün pazartesi oluşuyla yeniden başlıyorum. hava çok sıcak kalkıp spor yapmaya niyetim yok şu an ama diyete, 16 saatlik açlıklara ve galon galon içeceğim sulara geri dönüyorum. ilk hedefim bir 10 kilo daha vermek. zaten daha fazlası sanıyorum ki gerekmeyecek. bu saatten sonra kate moss olacak değiliz.

evde yan gelip yatarken bilgisayarın içine bulaştım yine. allah eşim bireyden razı olsun bana harici hard disk almış. millyoooorlarrca fotoğrafın olduğu tek bir klasörü atmak bile 100 gb yer kazandırdı. gerçekten yavaş bilgisayar insanın hayat kalitesini düşürüyormuş bir daha anladım. bir o kadar daha yer açarsam canım kara şimşeğim, on yıllık dert ortağımla biz daha uzun yıllar gideriz gibi. amin. 

evde kırmak istediğim bir dolap var. yatak odasının gardrobu. zaten aşırı kullanışsız bir şeydi, bu eve taşınınca iyice boku çıktı. yatak odasında yakışacağı tek bir duvar var ama oraya da sığmıyor, o yüzden yanlamasına koyduk. onu öyle koyunca yatağın bir yanı öğrenci evi gibi duvara dayanmak zorunda kaldı. dolaptan kalan boşluğa ütü masası, halı, süpüre gibi gerekli ama aşırı çirkin şeyleri de sokuşturunca çok kötü bir yatak odamız oldu. 

e yani tavanda ayna, kırmızı neon lambalı duvarlar falan hayal etmiyorum ama bu haliyle de aşırı libido killer bir mekan. bir yerin ardiyesinde uyur gibiyiz çok üzülüyorum. şu kitabın basılacağı kesinleşirse gelecek tüm parayı bu işe ayıracağım. gömme dolap yaptırmak istiyorum. her şeyin yeri olsun, aniden kafama ütü masası düşmesin, bir şeylere takılmadan yatağa ulaşabileyim falan böyle hayallerim var. bir de güzel bir duvar rengi bulursam çok iyi olacak. buraya taşınırken seçtiğim düz gri renk, sarı ışık kullandığımız için lila gibi gözüküyor, hem de epey çirkin bi' lila. ne parkelere uyuyor ne de başka bir yere. kocam birey koyu renk istemiyor, e ben de beyaz görünce fenalaşıyorum. ne olacak şimdi? yatak odası ne renk olur ayhhh bana bişi söyleyin. 

bu arada tüm bunlar olurken umarım kocam bireyi boşamam. evdeki herhangi bir şeyin yeri bile değişse adamın tansiyonu düşüyor. 2 yıl evde boş çerçeveye baktık, sonra bir gün kaldırdım kalbi duruyordu. onun gözü alışmış öyle niye dokunuyormuşum?!

evde bir vida yerinden oynasın, bir çekmecenin kulbu yerinden çıksın delleniyor adam. nesnelerin tamir edilebilir ya da gerekirse değiştirilebilir oluşu, duvarların boyanabilir oluşu falan beyninde böyle şeylere yer yok. derdi masraf olması falan da değil asla ama tam olarak neden böyle hiç bilmiyorum. ha ben kavga dövüş bir yerleri değiştirdiğimde de aşırı beğeniyor. en son salonda ne varsa sattım ya da boyadım, bambaşka bir salon yaptım. durup durup "iyi ki beni dinlemedin, çok iyi oldu böyle" diyor ama tüm bunlar olurken şu korkunç yatak odası için kavga ediyoruz hala.
ay allaaaam sen bana sabır ver.

   evi değiştirirken benim kafamda canlanan ben     &       kocamın gördüğü 


ayh neyse, elim yazmaya alışsın da geri döneyim diye geldiğim için işte böyle boş beleş dertlerimden bahsettim bugün sevgili komşularım. e sizde ne var ne yok? 

öptüm. 



9 Haziran 2021

arkadaş mimi 6: tatil için bir arkadaş

tatil için gözüme kestirdiğim arkadaş, bu hayattaki en yeni ve en genç arkadaşım. ismi mutlu. 

mutlu ile bundan dört yıl kadar önce çalıştığımız okulda tanıştık. henüz üç ay önce mezun olmuştu. ilk öğretmenlik deneyiminin getirdiği o ürkek haline rağmen gözünden ateş çıkan hem hevesli hem de akıllı bir çocuktu. çocuktu diyorum çünkü onun da hikayesi var.

özel okul öğretmenleri yıllık mesaiye en geç ağustosta başlar. biz de o sene tüm kadrosu yenilenen okulun yeni öğretmenleri olarak koca bir ağustosun ardından seminer dönemini devirmiş, epey de kaynaşmıştık. mutlu eylül ortası gibi geldi. ondan önce işe alınan bilişim öğretmeni basiretsiz çıktığı için okul acilen mutlu'yu bulmuş, anlaşmışlar falan. 

işteki ilk gün zordur ama ilk defa yapacağın bir işteki ilk gün öfff.. insan bir an önce şu mesai bitsin diye dualar eder, hele ki herkes birbiriyle hahaha hohoho diye kaynaşmışken...


mutlu'nun branşı gereği ders saati azdı. okul idaresi buna hem çocukları daha erken tanıyabilmesi hem de sınıf yönetimi falan gibi konularda bir şeyler kapması için "soni'nin dersine gir" demiş. yeni bir bilişim öğretmeni alındığını biliyordum hatta müdür ona okulu gezdirirken karşılaşıp selamlaşmıştık ama o kadar. o gün tam derse başlayacakken mutlu "gelebilir miyim?" dedi. ben cücelere "aha yeni örtmeniniz" diye onu takdim ederken o da bi' kenara geçti oturdu. 

hangi dersti, ne anlattım hiç anımsamıyorum ama dersin sonunda yerinden kalkıp yanıma geldi. "benim de böyle bi' öğretmenim olsaydı keşke, ne güzel geçti, ne kadar eğlenceli ders anlatıyorsunuz hocam" gibi bir şeyler söyledi. övüldüğüm için elbette aşırı mutlu oldum ama okulda hiyerarşi, bu sizler-hocamlar falan beni çok bozuyor. "sigara kullanıyor musun? bi' kahve içelim mi şu yandaki parkta?" diye kaçırdım mutlu'yu. 

minik minik sohbet ederken önce siz ve hocam kelimelerini aramızdan kaldırmayı başardım. sonra baktım bu kız dünya tatlısı ve benim bunu iyice rahatlatmam lazım. hazır ikimizin de 1-2 saat daha dersi yokken muhabbeti koyulaştırabiliriz. 

bi' ara, kaç doğumlu olduğunu sordum. "95" dedi. bu kadar genç olmasını nedense hiç beklemiyordum. içimden "oha" dışımdan da -hayasız bir insan olduğum için-
"ooo valla mı ya, sen doğduğunda ben oğlanlarla öpüşüyodum" dedim. 

zavallım, sigarasının dumanını püskürttü gülerken. ben deliydim ama belli ki o da az değildi. ve akıllıydı da. onu rahatlatmak için yaptığım şakaları ve o "hocam+siz"lerin en azından benimle ilişkisinde yeri olmadığını hemen anladı. bank tepesinde geçen tanışma faslımızı çabucak geride bıraktık. iki yabancı olarak girdiğimiz parktan birbirine ısınmış iki tip olarak çıktık. 

sonrasında mutlu zaten okula ve çocuklara çok çabuk adapte oldu. ben de onu sadece arkadaş olarak değil, meslektaş olarak da aşırı sevdim. ama neden?

ha şimdi burada biraz dedikodu yapacağım. 

ya allah kahretsin ki bu öğretmenler yığını içinde bu devirde hâlâ çok denyo tipler de var arkadaşlar. 

okuduğu kitapları dikine üst üste koysan boyunu geçmeyecek öğretmenler, okul kapısından çıkar çıkmaz kontağı kapatmış gibi işiyle ilgili bir sayfa olsun bir şey araştırmayan öğretmenler, telefonu elinden düşürmezken word'de alt satıra geçmeyi bilmeyen öğretmenler, böyle kendi gibi boş beleş tipleri bulunca hemen çocuklar için çalışıp didinen meslektaşını çekiştiren, birisi iyi bir şey yaptı mı asla çekemeyen, onu duvardan duvara vuran öğretmenler... ve dolular. ve her yerdeler. ailelerin devasa paralar döktüğü o özel okullarda da varlar, kürsüye yapışmış gibi takıldıkları devlet okullarında da. 

mutlu ilk gününden itibaren bunlar gibi olmamayı seçti. çocuklara en iyi şekilde ulaşabilmek için hep türlü türlü yollar aradı, ilgi alanları için oyunlar düşündü, kendi dersinde benim cücelerden birini keyifsiz gördüyse çocuğun derdine derman olmak için okulda peşime düştü. tabii tüm bunlar olurken allahın cezası okul idaresinin önüne çıkardığı engellerle ve word açmayı bilmeyen öğretmenlerle falan uğraştı.

ben de boş durmadım. özellikle ilk yılında, ona bildiğim ne varsa öğrettim ya da üstüne yığdıkları işlerde destek olup yükünü hafifletmeye çalıştım. deneyimli öğretmen vasfında olduğum ve bilgisayar işlerinde fena olmadığım için bir miktar da olsa işe yaradım sanıyorum ama bence en büyük desteğim kızı delirttiklerinde ve arkasına bakmadan kaçmak istediğinde yanında olmamdı. 

ben de öğretmenliğin ilk yılında çok benzer şeyler yaşadım çünkü. o aniden gelen "şimdi şu kapıdan çıkıp gideyim! başlarım öğretmenliğine de çocuğuna da velisine de!" hissini çok iyi biliyorum. çok şanslıydım ki ilk yılımda yanımda yaşım kadar meslek hayatını geride bırakmış, altın kalpli iki sınıf öğretmeni vardı. kod adları çido ve azize olan bu iki kadın beni yeri geldi ana gibi sardı, yeri geldi biri kahvemi yaptı diğeri sigaramı yaktı falan apar topar okulun zula yerlerine kaçırıp sakinleştirdi,  yeri geldi lanet okul idaresine ve daha pek çok şeye karşı kalkanım oldular. ve gerçekten bildikleri her şeyi o ilk yılımda bana da öğrettiler.


azize, ben ve çido. / kıbrıs'taki son gecem.
çok kalabalık bir grupla ve benim gidiyor oluşum sebebiyle bir aradayız.
birisi bu ânı yakalamış. çok seviyorum bu fotoğrafı 

kısacası o yıl ben de mutlu'nun azize ve çido'su olmaya çalıştım elimden geldiğinde. 

ama hakkını yemeyeyim o da fena değildi. 

okulda başlayan arkadaşlığımız mesai bitince de devam ediyordu. zaten sadece ikimiz değildik. bu mimim başka bir sorusunun cevabı bııııse ve iki tane daha deliyle birlikte oluşturduğumuz mini komünle okulda ve okulun dışında hep birlikteydik. 

mutlu bu mini komünün -kafasının çalışma şekli ve başka bir ton daha özelliğiyle- bana en çok benzeyeni olduğu için içinden çıkamadığım pek çok konuda danıştığım bir üyesi olarak hayatımdaki yerini sağlamlaştırdı. 

oldum olası yaş hiyerarşisi sevmem, o konuda da hiç sıkıntı çekmedik. zaten kafası epey çalışan bi' çocuk olduğundan bana defalarca akıl vermişliği ya da bulanık gördüğüm şeyleri netleştirmeme falan yardım etmişliği çoktur. 

şimdi gelelim tatil arkadaşlığı için neden onu seçtiğime. 


mutlu akıllıdır, temiz kalplidir ama saftirik değildir. ayrıca deliliğe delilikle iştirak etmek konusunda da ona çok güvenirim. gaza gelip çok saçma bir teklif de sunsam "hayır canım ne alaka şimdi" demez. ben bu saçma teklifi dile getirecek kadar gözü kararttıysam o da bunu nasıl hayata geçirebiliriz diye plan yapmaya başlar. 

ne bileyim, mesela tüm tatil için fethiye'de bir yer rezerve etmiş, parasını da önden ödemiş ve gittiğimizde başka bir yerlere kaçmayı isteyecek kadar sıkılmış olalım. yemin ediyorum tepemize şimşek de düşse, ne olursa olsun oradan kıpırdamayacak arkadaşlarım, "ya saçmalama parasını ödedik, hem bu kadar yol geldik, bu kez de böyle olsun" diyecek arkadaşlarım var. hah işte mutlu bunlardan biri değil. 

mutlu'nun kafası böyle anlarda tam benimki gibi çalışır. mutlu, "hımmm parayı şu şekil kurtarabilir miyiz? homm öyle olmaz! a buldum "odada böcek çıktı" deriz, tamam o iş cepte. ben bunu hallederken sen de havluları kurut, bavulu topla. haaa bak şu tarafa geçelim oradan da şuraya geçeriz" gibi hızlı düşünüp harekete geçebilir.
ben bir tatil arkadaşından tam olarak bu tarz atılganlıklar bekliyorum. 

ertesi gün işimiz varsa, geceyi erken noktalamamız gerekiyorsa bile coşup yedinci biranın siparişini vermiş olabilirim ama mutlu oyunbozanlık yapmaz. "tamam lan ne olacaksa olsun" diye o da benimle birlikte o kuyuya atlar.

atlar ama hem kendisi hem de benim için kontrolü elden bırakmaz. belki de okuldan kalan bir alışkanlıkla, bir zamanlar ben onu nasıl kolladıysam onun da bir gözü hep bendedir. yani en azından son dört yılı tamamen bu şekilde geçirdik. 

mutlu bu satırları okuyacak o sebeple bundan sonrasını direkt ona yazacağım. 

sevgili arkadaşım mutlu, 
umarım hikayemizi güzel anlatabilmişimdir. akıllı bir şahsiyet olduğun için senin hakkında yazdığım hiçbir şeyin abartılı olmadığını biliyorsun. umarım kafan hep böyle iyi ve iyi niyetli çalışır. yani kuşkum da yok ama olsun yine de sen bu dediğimi unutma. zaten seni bu kadar boşuna övmedim.

aramızdaki koca yıllar şu an bize çok anlamlı gelmeyebilir ama görünen o ki beleş otobüs kartını ben senden önce edinecek, siyatiklerle falan uğraşmaya epey önce başlayacağım. tam o yıllarda kafam e-nabızdan doktor randevusu alamayacak kadar gitmiş olabilir. tüm bilişim yeteneklerinle yanımda olursan sevinirim. ayrıca e-devlet şifremi yirmi beşinci kez unuttuğumda da ilk seni arayacağım, o telefonu mutlaka aç. yoksa inat eder, beynimde kalan son bir iki hücreyle şuraya girer hakkında atıp tutarım. seni çok seviyorum. 

öptüm.