demiştim en son yeni mim bulacağım diye, buldum da geldim.
sabah kalkar kalkmaz yaptığım şey?
kalkabilmek için önce üstümden şu ayıyı depiklemem gerekiyor.
hâlâ bilmeyenler varsa diye belirtiyorum. sinsice köpek taklidi yapan bu arkadaş en son 57 kiloydu. 57 kilo insanlar tanıyorum. 25 yaşıma kadar tartıda 57 kiloyu görmeden yaşadım. televizyonda falan insan kucağında taşınan ayı yavruları görüyorum, belli ki o yavrular da 57 kilo değil.
ayıyı iteledikten sonra kalkmayı başardıysam önce gidip yüzümü yıkıyorum herkes gibi. sonra acilen bir bardak su içmem ve kahve yapmam lazım. kahve pişerken telefondaki bildirimlere, gelen mesajlara falan bakıyorum. ama hiçbirine cevap yazmıyorum. bu sıralamayı atladığım bir sabah, arkadaşıma göndereceğim gülen bok emojisini bir velime yollamışlığım var. önce o kahveyi içmem lazım.
kahvaltıda olmazsa olmazlarım?
ekmek. çünkü ekmek yoksa diğerlerinin ne anlamı var. hayattaki en güzel şey sıcak minik bir ekmek parçası değilse nedir?
evin en fazla vakit geçirdiğim bölümü?
L şeklindeki kanepemizin sol köşesi ve eğer salonda uyuduysam aynı kanepenin yine sol kenarı. bazı günler şu lokasyon dışında çok az yerde görülüyorum. evin işlerini falan yapıp hemen geri tünüyorum köşeme. son beş yıldır blog yazılarını hep bu köşeden yazdım, kitabımı bu köşeye gömülerek bitirdim. oturma ve yatma yeri tek kişilik yatak genişliğinde olduğundan bu devasa köşe artık bir mabet gibi oldu benim için.
çalışırken bana eşlik eden içecek?
çalışmaktan kasıt sınıfta yaptığım işse (son çalıştığım okulun cağnım aşçısı songül'ün deyimiyle) neskahvesi. ama soru sanırım evde yaptığımız işlerden bahsediyor. o zaman hep türk kahvesi ve su.
evde yapılacak en keyifli aktivite?
rahat bırakıldığım sürece evdeki birçok aktiviteyi seviyorum ben ve zaten öyle vizyon sahibi, enteresan şeyler de bilmiyorum. en sevmediklerimi yazacağım o yüzden: yemek yapmak, bulaşık makinesini boşaltmak ve çamaşır asmak.
şu sıralar izlediğim dizi?
son bir aydır uyumadan önce gilmore girls'e başladım yeniden. çünkü bu günlerden uzaklaşmam gerekiyordu, buradan ve bu zamandan.
kocamla battlestar galactica'ya başladık ama final bölümlerini izleyeceğimiz günün sabahında beni delirttiği için o sonunu izlerken kendisine katılmadım. o akşamı düzenli nefes alıp vererek kafamdaki "koca katili olmadan karantinadan nasıl çıkılır?" sorusuyla tamamladım.
tam şu anda bunu önerebilirim.
umarım ikinci sezonu gelir.
başucu kitabım?
hiç olmadı sanırım böyle bir şey. yani dönüp dönüp okuduğum bir kitap, hayatın anlamını içerdiğini düşündüğüm bir kitap ve hatta tür. ne bileyim, okuyoruz işte. beğendiğim ya da sevdiğim kitapları evde tutuyorum o kadar. eskiden okuyup çok beğenmediklerimi biriktirir sonra sahaf arkadaşıma götürürdüm. o 7-8 kitabı alır onlara karşılık bana seveceğimi düşündüğü başka bir kitap verirdi. hep de iyi kitaplar verdi sağ olsun. artık işini mi iyi yapıyor yoksa 13 yaşımdan beri beni tanıdığı için ona göre tahminler mi bunlar bilmiyorum. adı ersoy, beyoğlu aslıhan pasajı'ndaki kağıt gemi'nin sahibi. sahaf kitabı lazımsa kendisini bulup selamımı söyleyebilirsiniz. ama selam söylemeseniz de mutlaka "çay koydum, içer misin?" diyecek ve bu konuda ısrar edecektir.
yıllardır ersoy'a kitap götürmüyorum. artık çok etkilenmediğim kitapları birilerine hediye ediyorum. ay aklıma gelmişken yepyeni bir taktik öğrendim onu anlatacağım.
instagram'da falan takip ettiğim minimalizm hesaplarından biri paylaşmıştı. hani hepimizin evinde okunmamış ya da mutlaka tekrar okumak istediğimiz kitaplar vardır ya. onlar için kitaplıkta yeni bir raf açın ve kitaplığa dağılmış bu arkadaşları önce bir araya getirin diyor. kitapçı rafı gibi düşünün bu rafı. yeni bir kitap almaktansa önce bu rafın önüne gidin ve o kitaplar bitene kadar okuyun. eğer bazı kitaplara halen eliniz gitmiyorsa onları elden çıkarın. bence bu epey işe yarayacak bir yöntem.
gece uyumadan mutlaka?
küllüğü mutfağa götürürüm, sabah düzgün bir eve uyanayım diye etrafa çeki düzen veririm. ayıyı öperim. izlenecek bir dizi açar ya da kitap okur öyle uykuya dalarım. haydi iyi geceler diyerek yatağa girip uyuyabilen biri değilim. gözlerimi kapatınca uykum gelmiyor, kafama düşünceler üşüşüyor, o düşünceler beni uyutmuyor. bu çocukken bile böyleydi. okumayı öğrenmek hayatımın en büyük mucizesi olmuştu.
karantina tedbiri kalktığında gitmek istediğim ilk yer?
gidip anneme sarılmak. annemi öperken burnuma gelen bir koku var, dünyanın en güzel kokusu. ilk yapacağım şey gidip annemi öpmek olacak.
sonrası biraz tehlikeli. dün bir watzap grubunda şöyle bir konuşma geçti mesela.
yapmayı en çok özlediğim şey?
sokağa çıkmak, korkmadan gezinmek, arkadaşlarımı görmek. ama en çok annemi öpmek.
koronavirüs salgını bana en çok şunu öğretti?
gerçekten her an, her şey olabilir ve maddi-manevi anlamda güvende değiliz bu hayatta. her an beş parasız, evsiz kalabilir, sevdiklerimizle ayrı düşebilir hatta onları kaybedebiliriz. bir virüs, bir deprem, herhangi başka bir şey yeter. herhangi başka bir şey bir uzaylı istilası da olabilir çünkü neden olmasın? onu da şu şekil karşılarım artık.
"gel hele gel gel!"
mim bitti.
bu da bugünün evdeki güzel şeyi:
şu üstttekinin bir kolaj değil telefondan alınmış bir screenshot olduğunu ve tüm hafızamın bu ayının böyle yüzlerce fotoğrafıyla dolu olduğunu da belirtmek isterim.
öptüm.











