5 Şubat 2021

işte geldim bin yıl sonra!

son günlerde eve taktım. 

her şey geçen sene bu eve taşınmamız ve marinaya bağlasak kira isteyecekleri devasa L kanepemizin bu eve asla uymadığını (yaklaşık 1 yıl sonra yani geçen ay)  kabullendiğim o an başladı. 

bizim salonun şekli bir tuhaf. 3,5 metre uzunluğunda derin bir girinti var, o girintinin tam karşısında televizyon. e tabi televizyonu oraya koyunca L kanepeyi de karşısına koyduk mecburen ama bu sefer de salon saçma bir şekilde bölünmüş durumda. bir tane fransız balkonu var. ben salonda çok seviyorum bu balkonları, içeriden bakınca görüntülerini ama onun da önü kanepenin bi' tarafıyla kapanmış durumda. koskoca salon ama böyle bölük olduğu için de çok saçma bir hâli var.

önce "kanepeyi tamire götüreyim, bi parçasını kessin, o girintiye upuzun olacak şekilde birleştirsin" diye düşündüm. zaten döşemesi de boku yemiş durumda, o da değişir falan. lakin anladım ki bu iş çok pahalıya patlayacak. ertesi günlerde mahallede gezinirken gördüğüm ilk mobilyacının kapısından girdim. ondan sonrası delilik. 

tamir, tadilat falan yapmıyorlarmış ama siparişe göre yeni koltuk yapıyorlarmış. dedim böyle böyle, benim tek parça 320 cm uzunluğunda bir kanepeye ihtiyacım var. yaparız dediler, orada zaten vardı üç beş kanepe modeli. içlerinde en sade olanı seçtim, aha dedim bu olsun. ama gösterdikleri kumaşların renklerini gözüm tutmadı.

ertesi gün koskoca bir top kumaşı sırtlanıp koltukçuya törenler, bol miktarda paralar eşliğinde sundum. onlar da 1 ay içinde teslim edeceklerini söylediler, anlaştık falan.  
e bitti mi? bitmedi!

kanepenin nasıl duracağını hesap ederken fark ettim ki yeni gelecek kanepeye evdeki hiçbir halı uymayacak. ortada çük gibi mini minnak kalan halıları sevmiyorum, yeni bir halı almaya da o an karar verdim. benim araştırma takıntım var a dostlar. epey bilinçli bir tüketiciyimdir bu konuda ama bu iyi bir şey mi ondan emin değilim. yaklaşık 1 hafta boyunca türkiye sınırları içinde üretilmiş bütün halıları bulmuş ve üzerine düşünmüş olmalıyım o ara. neyse, bir milyon tane halı modeli içinden bir tanesini epey beğendim. hatta trendyol'da karşıma çıkan bu halının üreticisine instagram'dan yazıp %10 civarı bir indirim de kaptım. halımız bu: 


hatta benim seçtiğim renk ve tipte koltuk takımıyla da fotoğrafı varmış meğer kendisinin ki o da bu: 
 

bitti mi? elbette nö! 

bu salonda perdemiz de yoktu ve o ana kadar hiç dert etmemiştim. tül ve altındaki güneşlikle takılıyorduk ama madem bir yola girmiştim o da eksik kalmamalıydı. gittim perdeciye en mantıklı ve ucuz ve de kadife görünümlü perdeleri sordum. koyu gri bir perde seçip yine bana göre bol miktarda paralar verip eve döndüm. 

lakin elbette hala ters giden bir şeyler olduğu kesindi. kocamın çeyizinden kalma şu meşhur ikea koltuklardan vardı ve ben zaten kendisinden hazzetmiyorken bir de bu haliyle iyice batmaya başladı gözüme. işte letgo denilen batağa düşmem de tam olarak böyle gerçekleşti. o ikea koltuğu ne yapıp edip satacak ve hayalimdeki yeni salona uygun bir berjerle bu şahane kombinimi tamamlayacaktım. 

bu süreçten de 30 km çapındaki tüm ikinci el berjerlere ve memleket hudutları dahilinde üretilmiş tüm tekli koltuklara hakim olarak çıktım. hatta hayat bu konuda yüzüme güldü diyebiliriz. letgo'da gözüme  istediğim tarz ve epey iyi durumdaki bir berjeri kestirdim ve adama benimkinin ilanını yollayıp "bunları takas edelim mi?" dedim. evlerimiz de epey birbirine uzak ama adam valla aldı berjerini geldi, ben de bizim ikea'yı abimin sırtına atıverdim. kapı önünde 5 dk. içinde kavuştum yeni dekoreyşınlarıma uyacak arzu nesneme. onlar da şunlar. soldaki ilandaki fotosuyla bizim sürgün ikea, sağdaki de yeni berjerim. 


he tabi o arada benim o koca L kanepeyi de bir sürü başka siteye daha koydum satılması umuduyla çünkü allah affetsin epey pejmürde durumdaydı. biri almaz da hibe etmek zorunda kalırım hatta alacak kimseyi de bulamazsam yazık çöpe mi gitsin şimdi diye ödüm kopuyordu. 

sonra dedim ki eee bu kadar değiştiriyorum her şeyi madem neden bütün salonu elden geçirmeyeyim? 

evlendiğimizde anca 2-3 kişinin yemek yiyebileceği büyüklükte bir yemek masamız vardı ve epey de seviyordum onu. lakin bir akşam üstü kalabalık bir misafir grubunun "hafta sonu size gelmek istiyoruz" telefonuyla koştur koştur eve en yakın möbleci olan koçtaş'a gittik. zaten kapanmak üzereydi, yarım saat içinde falan acil teslim alabileceğimiz ama aldığımız günden beri 1 gün olsun sevgime mazhar olamamış masa ve sandalye takımını seçtik, yani şunu: 


burası eski evimiz ve o evde yine bir şekilde takılıyordu kenarda ama artık yeminimi bozmuş gözümü karartmıştım, neden o da değişmesindi? zaten bu salon için fazla büyüktü, e sandalyeleri de öküz ölüsü gibi ağırdı. 8 kişilik masayı kim naapsındı, sanki ben 8 kişiye yemek yapabilecek kapasitede miydim ki?  derken hooop o da letgo'ya ışınlandı. 

e şimdi ne lazım? yeni masa ve sandalye. 

hikaye aynı... yine milyonlarca sekmede kafamdaki model arandı, bin ayrı üreticiye fiyat ve ölçü soruldu derken aradığım modeli inegöl'de bir yerden buldum. instagram yazışmalarından watzapa geçip ilişkimizde boyut atladık hatta bu yeni boyutta ben yine paralar paralarrr ödedim. he o arada inşallah dolandırılmamışımdır, kapora diye yarısını ödedim çünkü hiç bilmediğim bir ibana. neyse allah büyük. 

peki ya masa?
masalara kıran girmiş a dostlarım. şu boktan memlekette mdf, sunta olmayan şöyle güzel ahşap renginde yuvarlak masa kalmamış. he bir yerlerde var, yok değil ama neden ben sadece iki parça ağaçtan oluşan, yapımı ne bileyim bir kanepe, bir sandalye kadar zahmet gerektirmeyen dümdüz bir ahşaba milyorrlarrr vereyim? veremem de zaten, yok. 

o yüzden iş başa düştü ve letgo batağına tekrar daldım. 

ya bu site, dandiklik falan dalında bir şeye aday olmalı ve altın madalya kazanmalı. bir site bu kadar mı saçma çalışır? istanbul'un göbeğinde 5 km çapta masa ara diyorum önüme çanakkale barbaros mahallesi'nden hidrofor çıkarıyor. aramaya "yuvarlak masa" yazıyorum önüme 50 bin küsür sonuç getiriyor ama bunların sadece %1'i yuvarlak masa. geri kalan binlercesi: kareli, dikdörtgen hatta altıgen masalar ve adında yuvarlak geçen her şey: yuvarlak halı, yuvarlak tepsi, yuvarlak leğen... 

sonra çok zeki olduğum için dedim ki kendi kendime "aa ben bunu tırnak içinde yazayım, google gibi belki işe yarar!" bakın onun da sonucu bu: 
beyin yoksunu letgo! 
madem 752 sonuca düştün, bari bir tanesi yuvarlak masa olsun! 
sen neyi eledin acaba 50.000 ilan içinde?

ilk ilandaki "yuvarlak testereli makita" dan aldığım ilhamla biraz da bu gerzek sitenin güzide kullanıcılarından bahsetmek istiyorum  ama ben susayım ss'lerim konuşsun: 


aslında daha fazlası da var ama bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. he elbette ne halı arıyordum ne de hasır saat.  sadece "yuvarlak masa" yazıp maruz kaldıklarım bunlar. 

he bir de mdf masa ilanı vermek isteyip başlığa medefe yazan spotçu abiler var ve maalesef kendi medefe masamı henüz satabilmiş değilim. hatta biraz da o konudan bahsedeyim. bu sitede çok ilginç insanlar var gerçekten. 

günde on bin defa şöyle şeyler oluyor: 

yazan kişi: MASA HALA SATILIK MI?
ben : EVET 

ve sonrası sonsuzluğa uzanan bir sessizlik... bu mu yani, gerçekten yüz bin ilan içinden benim masamı bulup sadece satılık olup olmadığını mı merak ettin? eee? 

neyse konumuza dönelim. an itibariyle kanepeleri teslim etmelerine 10, sandalyeler içinse 6-7 gün var. 1 adet berjer, fon perdesi, hasır bir sandık, bir takım yeni kırlentler ve bir adet yan sehpayı temin etmiş bulunmaktayım ama berjer hariç hiçbirinden kocamın haberi yok. bir şeyler alıp sattığımı biliyor tabii ama ne aldığımı bilmiyor, kargo geldikçe evin değişik yerlerine sokuşturup üzerlerini çul çaputla örtüyorum. sürpriz olsun diye de söylemiyorum. 2-3 günlüğüne memleketine gidecekti ama bırakmadım. tam kanepe falan geldiği gün gitsin, o döndüğünde ev hazır olsun istiyorum. 

kısacası evde kalmaktan kafayı yedim de diyebiliriz. 

aslında ben genellikle yaptığımı ettiğimi değil de düşündüklerimi, hissettiklerimi yazardım buraya ama koronanın en büyük tekmelerinden biri bu oldu bence. o binbir farklı şey yaşayıp farklı şey hissettiğimiz günler epey uzakta kaldı. olumsuz bir şekilde birbirimize benziyoruz gitgide. 

- nasılsın?
- ay iyiyim işte evdeyim sen nasılsın?
- ben de aynı, n'apıyorsun?
- ne yapayım işte evdeyim, ora döndüm bura döndüm, dizi izledim vızzz  vızz
- ay çok özledim
- aa ben de çok özledim, korona bitse de buluşak...

valla ben yine ev kuşu bünyeli kontenjanından iyi idare ettim aylarca ama yok, son aylarda yaptığım bütün telefon konuşmaları sadece şu cümlelerden ibaret. normalde tanıdığım, sevdiğim tüm insanlarla başka başka konularım olurdu konuşacak. ne bileyim, biri bir şey görmüş, birinin başına bir şey gelmiş olaylar olaylar... son 7-8 aydır kayınvalidemden en yakın arkadaşıma, beni özleyip arayan bir öğrencimden abime herkesle sadece bu kadar konuşabiliyoruz. valla o yüzden anlatacak bi' his bulamadım. tıkandım kaldım aylardır. bari dedim kendi çapımdaki iç mimari maceralarımı yazayım. 

hatta şu işleri bir bitireyim evin havalı fotoğraflarını çekebilirsem buraya da atarım. birlikte kritik yaparız, onu oraya koy, bunu şuraya iliştir falan diyen çıkar belki, ben de böyle eve sardıkça korona anksiyetlerimden kaçmış olurum bir süre daha. 

he o arada olan bitenin başlıklarını da özet geçeyim. belki ilerleyen günlerde ayrıntılarını yazarım. 

- dolap.com'da  nasıl oltaya geldim?
- letgo ve armut.com pazarlıklarının püf noktaları? 
- vintage sandalye işine girmekle ilgili fikirlerim? (yoksa esnaf mı oluyordum?)
- spot eşyacılarla ilgili karanlık düşüncelerim nereye varacaktı?  
- bitmeyen minimalizm serüvenim (attıkça nasıl da seviniyordum?)

he bir de ben buraya yazmazken hayatımın bunlardan bambaşka bir yerinde çok güzel bir şey oldu. ekim ayında çocuklar için yazdığım canım kitabım basılıp kitabevi raflarına kondu. :) hatta öyle güzel bir yayınevinden çıktı ki orası bambaşka bir mutluluk. ursula k. le guin'le aynı yayınevinde basıldı kitaplarımız. bunu düşündükçe mutlu oluyorum sonra hiç tanımadığım çocuklardan yorumlar, ellerinde kitabımla fotoğraflar yağıyor mesaj kutuma, anlatamayacağım bir neşe kaplıyor içimi. burada anonim kalayım diye şaapamıyorum adını falan ama yine de yazasım geldi cağnım bloguma. 

böyle işte dostlarım. sizde ne var ne yok? 
yazmadığım onca zamana rağmen hâlâ okuyanım varsa her birinizi yanaklarınızdan hasretle öpüyor ve elbette slogan ata ata şimdilik gidiyorum: 


!!!!!!

aşağı bakmayacağız

aşağı bakmayacağız! 

aşağı bakmayacağız! 

aşağı bakmayacağız! 

aşağı bakmayacağız! 

!!!!!!

öptüm


4 yorum :

  1. Ah bu letgo hikayeleri bitmez cidden.. O sitede mi var bir enayilik, yoksa katılan insan cinsi mi öyle çözemedim. Biz de zamanında çok muzdarip olmuştuk. Siz yine iyi becermişsiniz valla bravo diyorum. Yeşil koltuğun olduğu foto cidden herşeyiyle mükemmel. Güle güle kullanın..
    Kitap da hayırlı olsun.
    "AŞAĞI BAKMAYACAĞIZ!"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dün bir tablo gördüm, ne çizgi ne de tarz olarak picasso ile alakası yok, 1 milyoncularda satılacak klasiklikte bir çerçeveye adam başlık olarak "orijinal picasso" yazmış. :)) bir de demiş ki "pazarlık olur" ajahhsjsjs gerçekten hani bir resminin posteri, röprodüksiyonu olsa "öyle demek istememiştir" diyeceğim de ne demeye getirmiş, neden bazılarının kafası kim kimi tutarsa mantığıyla çalışıyor hiç bilemeyeceğim. :))

      yeşil kanepe yaptırıp sonra beğendiğim halıyı o kompozisyonla görmek beni de epey sevindirdi, umarım bittiğinde de öyle iç açıcı görünür her şey.

      çok teşekkür ederim hem salon, hem kitap hem de birlikte attığımız sloganlar için. çok öptüm. <3

      Sil
  2. Ya bayıldım, sonu kesin "sonunda evi de değiştirdim ve bambaşka bir şehrin bambaşka bir bölgesine taşındım" diye bitecek diye düşünmediysem kurbağa olayım :)))
    Fakat çok ilginç, kültürlerarası karşılaştırma yaptım resmen (o kadar bilişsel aktiviteye açım) letgo ile bizim ebay k.e. çok benzer bir platform ve burada da aynen "hâlâ satılık mı?" "evet" ve ses yok :))) Bir de mesela 500 TL istediğin şeye "hediye etseniz" diye yaklaşanlar ahahha sosyal bilimler doktorası yapılır!
    Güle güle oturun ama bir de bitmiş halini fasikül fasikül isteriz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir süre daha evi değiştirmeyeyim yaaa o kadar taşındım ki son 15 yılda, deli gibi bişi oldum. :)) az önce son letgo şaşkınlığımı yaşadım bu arada. adamın birine sattığı ürünün ölçülerini sordum, bilmiyormuş eve gidince ölçerim falan dedi, sonra ölçtü, bana uymuyor deyip teşekkür ettim. bu noktaya kadar gayet sizli bizli saygılı ilerleyen mesajlaşma ben ürünü almayacağımı belirtince, yazdığı şu cümleyle son buldu: "güle güle canım"

      gerçekten interneyşinıl olarak her yerde bu gerzolar. eminim ebay falan da bunlarla doludur, hiç şaşırmadım.

      evi ben de merakla bekliyorum bakalım kocamı adeta bir mimar selim bey gibi sevindirebilecek miyim? ayrıca kadının biri sevinçten mimar selim bey'in kelini öpmüştü, sizden de aynı coşkuyu bekliyorum. :))))

      Sil