her güne bir foto mimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her güne bir foto mimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2020

yeni mim, evin en güzel şeyi, gel hele gel...

demiştim en son yeni mim bulacağım diye, buldum da geldim. 
kafa dergi isimli blogun sahibi komşum yapmış. bir kerede cevaplayıp arkama yaslanacağım. 

sabah kalkar kalkmaz yaptığım şey?
kalkabilmek için önce  üstümden şu ayıyı depiklemem gerekiyor. 
hâlâ bilmeyenler varsa diye belirtiyorum. sinsice köpek taklidi yapan bu arkadaş en son 57 kiloydu. 57 kilo insanlar tanıyorum. 25 yaşıma kadar tartıda 57 kiloyu görmeden yaşadım. televizyonda falan insan kucağında taşınan ayı yavruları görüyorum, belli ki o yavrular da 57 kilo değil. 

ayıyı iteledikten sonra kalkmayı başardıysam önce gidip yüzümü yıkıyorum herkes gibi. sonra acilen bir bardak su içmem ve kahve yapmam lazım. kahve pişerken telefondaki bildirimlere, gelen mesajlara falan bakıyorum. ama hiçbirine cevap yazmıyorum. bu sıralamayı atladığım bir sabah, arkadaşıma göndereceğim gülen bok emojisini bir velime yollamışlığım var.  önce o kahveyi içmem lazım. 

kahvaltıda olmazsa olmazlarım?
ekmek. çünkü ekmek yoksa diğerlerinin ne anlamı var. hayattaki en güzel şey sıcak minik bir ekmek parçası değilse nedir?


evin en fazla vakit geçirdiğim bölümü?
L şeklindeki kanepemizin sol köşesi ve eğer salonda uyuduysam aynı kanepenin yine sol kenarı. bazı günler şu lokasyon dışında çok az yerde görülüyorum. evin işlerini falan yapıp hemen geri tünüyorum köşeme. son beş yıldır blog yazılarını hep bu köşeden yazdım, kitabımı bu köşeye gömülerek bitirdim. oturma ve yatma yeri tek kişilik yatak genişliğinde olduğundan bu devasa köşe artık bir mabet gibi oldu benim için.

çalışırken bana eşlik eden içecek?
çalışmaktan kasıt sınıfta yaptığım işse (son çalıştığım okulun cağnım aşçısı songül'ün deyimiyle) neskahvesi. ama soru sanırım evde yaptığımız işlerden bahsediyor. o zaman hep türk kahvesi ve su.

evde yapılacak en keyifli aktivite?
rahat bırakıldığım sürece evdeki birçok aktiviteyi seviyorum ben ve zaten öyle vizyon sahibi, enteresan şeyler de bilmiyorum. en sevmediklerimi yazacağım o yüzden: yemek yapmak, bulaşık makinesini boşaltmak ve çamaşır asmak. 

şu sıralar izlediğim dizi?
son bir aydır uyumadan önce gilmore girls'e başladım yeniden. çünkü bu günlerden uzaklaşmam gerekiyordu, buradan ve bu zamandan. 

kocamla battlestar galactica'ya başladık ama final bölümlerini izleyeceğimiz günün sabahında beni delirttiği için o sonunu izlerken kendisine katılmadım. o akşamı düzenli nefes alıp vererek kafamdaki "koca katili olmadan karantinadan nasıl çıkılır?" sorusuyla tamamladım. 

tam şu anda bunu önerebilirim. 

umarım ikinci sezonu gelir. 

başucu kitabım?
hiç olmadı sanırım böyle bir şey. yani dönüp dönüp  okuduğum bir kitap, hayatın anlamını içerdiğini düşündüğüm bir kitap ve hatta tür. ne bileyim, okuyoruz işte. beğendiğim  ya da sevdiğim kitapları evde tutuyorum o kadar. eskiden okuyup çok beğenmediklerimi biriktirir sonra sahaf arkadaşıma götürürdüm. o 7-8 kitabı alır onlara karşılık bana seveceğimi düşündüğü başka bir kitap verirdi. hep de iyi kitaplar verdi sağ olsun. artık işini mi iyi yapıyor yoksa 13 yaşımdan beri beni tanıdığı için ona göre tahminler mi bunlar bilmiyorum. adı ersoy, beyoğlu aslıhan pasajı'ndaki kağıt gemi'nin sahibi. sahaf kitabı lazımsa kendisini bulup selamımı söyleyebilirsiniz. ama selam söylemeseniz de  mutlaka "çay koydum, içer misin?" diyecek ve bu konuda ısrar edecektir. 

yıllardır ersoy'a kitap götürmüyorum. artık çok etkilenmediğim kitapları birilerine hediye ediyorum. ay aklıma gelmişken yepyeni bir taktik öğrendim onu anlatacağım. 

instagram'da falan takip ettiğim minimalizm hesaplarından biri paylaşmıştı. hani hepimizin evinde okunmamış ya da mutlaka tekrar okumak istediğimiz kitaplar vardır ya. onlar için kitaplıkta yeni bir raf açın ve kitaplığa dağılmış bu arkadaşları önce bir araya getirin diyor. kitapçı rafı gibi düşünün bu rafı. yeni bir kitap almaktansa önce bu rafın önüne gidin ve o kitaplar bitene kadar okuyun. eğer bazı kitaplara halen eliniz gitmiyorsa onları elden çıkarın. bence bu epey işe yarayacak bir yöntem. 

gece uyumadan mutlaka?
küllüğü mutfağa götürürüm, sabah düzgün bir eve uyanayım diye etrafa çeki düzen veririm. ayıyı öperim. izlenecek bir dizi açar ya da kitap okur öyle uykuya dalarım. haydi iyi geceler diyerek yatağa girip uyuyabilen biri değilim. gözlerimi kapatınca uykum gelmiyor, kafama düşünceler üşüşüyor, o düşünceler beni uyutmuyor. bu çocukken bile böyleydi. okumayı öğrenmek hayatımın en büyük mucizesi olmuştu. 

karantina tedbiri kalktığında gitmek istediğim ilk yer? 
gidip anneme sarılmak. annemi öperken burnuma gelen bir koku var, dünyanın en güzel kokusu. ilk yapacağım şey gidip annemi öpmek olacak. 

sonrası biraz tehlikeli. dün bir watzap grubunda şöyle bir konuşma geçti mesela. 


yapmayı en çok özlediğim şey?
sokağa çıkmak, korkmadan gezinmek, arkadaşlarımı görmek. ama en çok annemi öpmek. 

koronavirüs salgını bana en çok şunu öğretti?
gerçekten her an, her şey olabilir ve  maddi-manevi anlamda güvende değiliz bu hayatta. her an beş parasız, evsiz kalabilir, sevdiklerimizle ayrı düşebilir hatta onları kaybedebiliriz. bir virüs, bir deprem, herhangi başka bir şey yeter. herhangi başka bir şey bir uzaylı istilası da olabilir çünkü neden olmasın? onu da şu şekil karşılarım artık. 


"gel hele gel gel!"

mim bitti. 
bu da bugünün evdeki güzel şeyi: 

şu üstttekinin bir kolaj değil telefondan alınmış bir screenshot olduğunu ve tüm hafızamın bu ayının böyle yüzlerce fotoğrafıyla dolu olduğunu da belirtmek isterim. 

öptüm. 


17 Nisan 2020

coni, yine anılar, müzikli mim ve güzel şeyler III

güne bir arkadaşımın "coni instagram açmış" mesajıyla başladım. jeff beck'le şarkı yapmışlar. uyku sersemi jeff buckley sanıp bir süre anlam vermeye çalıştım. şarkının adı da isolation. aklımdan bir sürü şey geçti. kendimden de o kadar eminim ki 'ölmeden önce böyle bir şarkı yapmışlardı herhalde, coni de gün bugündür deyip şarkıyı piyasaya saldı' sandım. tamamen yanlış anladığımı fark etmem yaklaşık on dakika sürdü. neyse... 

evdeki güzel şeylerde bu kez bir fotoğraf var. 

fotoğrafı çeken kişi kocamın yakın bir arkadaşı. ilginç bir çocuk, babası memleketin en ünlü askerlerinden birisi. kendisi yeni nesil türküler ve özgürlük şarkıları söylemeyi seviyor, bi' ara gidip fransa'da fotoğrafçılık okumuş, bu da avrupa günlerinden hatıraymış. kocamın çalışma odasında baş köşede duruyor ama bence yeri orası değil. öne çıksın diye etrafına bin tane fotoşop yaptım. bana kalsa daha güzel bir kompozisyon oluşturacak bir yere asardım ama bana kalmadı. 

bu 'sanat sanat içindir' felsefeli fotoğrafçı arkadaş düğünümüze gelip uzaktan uzaktan yüzlerce fotoğraflarımızı çekmişti. hepsi birbirinden güzel fotoğraflar, çünkü ben unutmuştum ortamda bir fotoğrafçı olduğunu. çift olarak poz verebilen insanlar değiliz, böylesi çok güzel olmuş. bizi ken ve barbie gibi görünmesi gereken gelin ve damat  değil de doyasıya eğlenen, arkadaşlarına sarılan, dans eden mutlu insanlar olarak görüp fotoğraflamış. vallahi sağ olsun. 

dün migros'a gittim. kasiyerler yine bütün yüzü kapatan plastik maskelerden takmıştı. parayı öderken kadıncağızı öksürük tuttu. öksürüğünü gizlemeye çalıştı benden, içine içine iki üç kez değişik sesler çıkardı. çok üzüldüm. 

içeriden kocamın online piyano dersini duyuyorum bir yandan. en son şunu dedi öğrencisine: "bir soru cümlesi gibi düşün bu melodiyi, hayatta her soru cümlesinin bir karşılığı vardır. ben şimdi sana 'acaba?' diyeceğim sen de bir cevap vereceksin notalarla."

keşke kocam hayatta her soru cümlesinin bir cevabı oluğu iddiasını hayatına da yansıtaymış. en son "niye bütün işleri ben yapıyorum?" şeklinde sonlanan isyanıma günler oldu bir cevap vermedi. pis yalancı. felsefe, ders anlatmak için güzel yöntem ama demek ki evlilikte çok lazım bir şey değil. vallahi tükendim. 

müzikli mime geçeyim ben. 

adı uzun olan bir şarkı?
aklıma daha uzun isimli şarkılar da geldi ama içimden geçen bu: 


sahilde dinlenecek bir şarkı?
benim sahilim gözümün önüne bir yaz akşamı yakamozlarla falan geliyor. akşam yemeğinden sonra denize doğru soğuk bir şeyler içiyorum. kulağımda bir sahil barından yükselen belli belirsiz sesler, sahnede janis joplin ve arkadaşları var gibi. zamanda bir kırılma olmuş ve aynı yıllarda, aynı yaşlarda, aynı sahildeymişiz gibi. 

bütün gün aklıma takılan bir şarkı?
o hep değişiyor ama son zamanlarda bu: 
"ismi 'bazen' olan şarkı kötü olamaz!" diye saçma bir teorim var. youtube'da tesadüfen görünce sırf teorimi çökertmek için açmış (yuh artık rap de sevecek değilim iddiası) ama kendimi şarkıya eşlik ederken bulmuştum. teorim halen geçerliliğini koruyor demek ki.(ayrıca rap de sevebiliyormuşum ama güzel sesli kızın söylediği nakarat olmasa bunu yine demezdim) ♫ baaaaaaaazen zor gelir anlamak....

farklı bir dilde şarkı?

canım cesaria, canım salif.
iyi ki varsınız, iyi ki tanıdım sizi. 

uyumama yardımcı olan bir şarkı?
müzik dinlerken uykumun gelebilmesi pek mümkün bir şey değil bu ama olsa şunu tercih ederdim. 

şu an nasıl hissettiğimi tarif eden bir şarkı?
ay hiç bilmiyorum öyle bir şarkı ama üşenmesem vallahi şunu açıp deli deli dans edesim var. 


şunu da hatırlasak ne hoş olur dedim. 

benim hâlâ gözlerim doluyor olan bitene

öptüm
.

14 Nisan 2020

evdeki güzel şeyler II, canım kızlar, müzikli mimler...

sabah sabah yedi buçukta uyandım! yedi buçukta uyanmamam gerekiyordu. en iyi ihtimalle 5'te uyumuşumdur, o saate kadar en az yedi bölüm galactica izlemiştik. lâkin nereden çıktığı belli olmayan hain bir sivri sinek serçe parmağımı ısırmış. kaşınırken uykum kaçtı. bâri bir işe yarayıp blog yazayım, mim falan yapayım diye geldim. 


bu resmin sahibi, yaptığı tablolar ve el işleri ile geçimini sağlayan gülbahar hanım. instagram'da tesadüfen bulmuş, hemen takip etmiştim. sonra bir gün bu resmi paylaştı. neden bilmiyorum bir his geldi içime. biri birgül, biri mina, diğeri de benmişim gibi geldi. 

çok kısa süre sonra gülbahar hanım bana yazdı. onu takip ettiğim hesap öğretmenlikle, çocuklarla ilgili şeyleri paylaştığım mesleki hesabım. bana çocukluğuyla ilgili bir şey sormuş, sohbet ettik biraz. sonra dedim ki "ben sizin bir resminize vuruldum, hem kendim hem de iki arkadaşım için istiyorum olur mu?" 

üçümüz iki ayrı şehirdeyiz ama aynı gün geldi resimlerimiz. gülbahar hanım bir de not iliştirmiş yanına: "sohrap sepehri - suyun ayak sesi"
hemen girip baktım. 


çok güzel bir şiir, çok uzun. okudukça insanın gözünün önüne resimler getiren, o resimlerde olup biteni düşündürüp "böyle de güzel anlatır mı" dedirten bir şiir.

o gün anlaştık kızlarla. kırmızılı olan birgül'müş, sarılı mina ve mavili de ben. birbirimizden kilometrelerce uzakta aynı gün ağlattı bizi bu resim. 

geldiğinden beri kitaplığın aynı rafında duruyor. her gördüğümde içleniyorum, evimdeki en sevdiğim şeylerden biri, bana hep iyi geliyor. 

buraya gelene kadar çok içlendim. bu resmin geldiği gün gece yatmadan önce çerçevesiyle göğsüme basıp bir dilek dilemiştim. olmadı. ne yapalım sağlık olsun. 

en iyisi müzikli mime geçeyim. 

adını sevdiğim bir şarkı? 
ne güzel şeyler yapmışlar zamanında 

17 yaşında olmak hakkında bir şarkı?
bu şarkı çıktığında 17 yaşındaydım 
ve o sıralar aşık olduğum çocuk teoman'a çok benziyordu. 
açıp açıp sanki platonik aşkım bana şarkı yazmış gibi dinliyordum. 


bana birini hatırlatan bir şarkı?
dinlediğim çoğu şey bana bir şeyleri ya da birilerini hatırlatır zaten. 
şarkılar hatıralarıyla, ait oldukları zaman dilimiyle birlikte geliyorlar. 
ama ilk aklıma gelen bu oldu: 
son sınıfımla şarkımızdı. 
teneffüslerde açıp açıp kudururduk çocuklarla. 
bütün hareketleri takip etmeye çalışıp 
senkronize olmaya falan çalışıyorduk birlikte. 
canlarım benim...

öfkeli olmak hakkında bir şarkı?
elbette bu: 
bu soruyu yüz kere daha sorsalar 
yine bu cevabı yapıştırırım düşünmeden. 

gecenin üçünde dinlediğim bir şarkı: 
hayatımın bir döneminde geceler boyu dinlediğim bir şarkı. 


şimdi gidip bir kahve daha koyacağım kendime. biraz bloglarda gezip sonra evde aşırı sıradan şeyler yapacağım. gerçekten bir bu eksikmiş gibi buzdolabı bozuldu dün, fişini  çektik belki kendine gelir diye. hazır her şeyi boşaltmışken onu sileyim, çamaşır falan asayım. belki biraz da evdeki bitkilere sataşır köpeği dürterim. yatmaya doymuyor ayı. 

bakmak isterseniz gülbahar hanım'ın instagram sayfası: instagram.com/mizikalisler
şöyle rengarenk bir dünyası var: 


öptüm.