26 Mayıs 2021

müzik diyorlar ben yine destan yazıyorum

zihnibeykomşum sağ olsun yeni çelınç atmış üstümüze, yeni diyorum ama bana gelişi yeni. 

kaç gündür takip ediyorum lakin iştirak etmeye anca muvaffak olabildim. neyse, kelimeler arasına "fevkalbeşer" falan sokuşturmadan başlayayım. 

komşularım üçerli beşerli yazdılar şarkılarını, kendime hiç güvenmiyorum, sanki çok önemli işlerim varmış gibi şuraya istikrarlı bir şekilde gelemem diye korktum. hedefim, tek seferde yazmak. saat gece 03.40, şimdi gidip ilk cevabımı düşünürken bir kahve yapacağım, sonrası allah kerim, kim bilir kaç saatte bitecek bu yazı? olsun, burada olmayı çok özledim, iyi ki çelınclar var. ay lav çelınç! 

# başlığında renk geçen sevdiğim bir şarkı:
nilüfer'in o kısacık melodinin ardından "aaaahkşam olduuu" diye aniden konuya girmesini ve kameraya sitemkar bakışlar atarken işvelenen yarı nevrotik halini izlemeyi çok seviyorum. 

# başlığında rakam bulunan şarkı:
burada bir yerlerde kesin daha önce söyledim bunu ama yine şaapayım. teoman bey bu şarkıyı çıkardığında 17 yaşındaydım ve tam da o günlerde ona hem fiziksel hem de az çok karakter olarak benzeyen (en azından bana öyle geliyordu yani) birine aşıktım. kafamı otobüsün camına yaslayıp, şarkıyı teoman beyciğim benim için yazıp söylemiş gibi dinliyordum ve daha on yedi, on yedi, on yedi, on yediiiydiiiiiiim... (melodili) 

#  bana yaz dönemini hatırlatan bir şarkı:
eskiden yazın geldiğini pride yürüyüşünden anlardım. her yerde rengarenk bayraklar, arkadaşlarım yanımda, ama asıl ben onların yanındayım. bin türlü duyguyu aynı anda yaşıyoruz, sevgi, dayanışma, deli deli sloganlar, birlikte  çok daha güçlü hissetmenin verdiği o sevinç. ama binlerce başka güzel şey gibi onu da aldılar elimizden. yiyip içtikleri haram zıkkım olsun da şu adamlar neşemizi bile çaldılar ya hiç soğumuyor içim. valla ne yaşıyoruz, nasıl hala delirmedik aklım almıyor. gökkuşağının altında toplanamayacaksak yaz neden gelir ki yani? oyy dağlar ooy! 

# gürültülü dinlenmesi gereken bir şarkı:
ama 9 haziran 2013'te yayınlanan bu versiyonuyla... 
sonra çok daha kötü şeyler oldu ama hiç unutmadım. unutmayacağım. 

# bende dans hissi uyandıran bir şarkı:
önceki sorunun cevabı beni aldı duvara vurdu. şimdi kendimi iyileştirmem için dans ettiğim bir an getirdim gözümün önüne.
belki onlarca başka şarkı sayabilirim ama şu an bana en iyi gelecek olan, son sınıfımla iki yıl boyunca bıkıp usanmadan deliler gibi tepindiğimiz cheap trills! :) 
i got u beeeeyyyyyybi! 

# yolda giderken dinlenesi bir şarkı:
bunu yaklaşık bir ay kadar önce bursa'ya gittiğimizde fark ettim. istanbul'dan çıkana kadar (sanırım trafikte hızlı gidememekten) sakin, türkçe şeyler dinlemeyi seviyorum ama ne zaman ki otoyola çıkıyoruz ve cool kocam altındaki otomobilin tombul bir kibrit kutusu olduğunu unutup adeta bir maserati direksiyonundaymış gibi coşuyor heh işte öyle anlarda ben de gaza geliyorum. o zaman ikimizi de memnun edecek lakin onu highway to hell falan gibi tam da delirtmeyecek şiddette şeyler çalsın istiyorum. yani mesela şunun gibi. 

ya da bunun gibi : 

# dinlemekten usanmadığım bir şarkı:
şu ana dek en düşündüren soru bu oldu. yarım aklım nerelere gitti geldi ama cevabım şu:
mazhar'a eşlik eden de bizzat benim. yıllar önce cool kocamın beni "şu şarkıyı bi' söylesene sen" deyip evin bir odasına kurduğu karanlık stüdyosuna itekleyerek söylettiği haliyle. 23 yaşındaki küçük S. ve onun tedirgin sesini hatırlamayı ve bir gece yapacak hiçbir şey bulamamışken dandik bilgisayarımda yaptığım bu klibi çok seviyorum. 

# yetmişlerden bir şarkı: 
biri, bunca şarkıda ilk hangisini dinleyeyim diye sorsa hiç düşünmeden bu derim. 
bence ajda çok ilginç bir şarkıcılık performansı göstermiş burada. yani şarkıda o an  ne anlatıyorsa her bir sözcüğün duygusunu vurgularıyla, sözcükleri kısaltıp uzatmasıyla falan öyle aktarmış ki aklım almıyor. mesela "kimselere soramadım" derkenki çaresizlikte sesi titriyor. "onu bulup kaçmak ister canım" derken öyle bir "kaçmak" diyor ki sesinde bir hınzırlık. bitti mi, bitmedi! "düştüm ağına" diyor mesela yine titreyen bir sesle ama sonra "taştan mı sandın beni" derkenki o taş vurgusu falan, taşın taş olduğu türkçe bilmeyen hollandalıya bile geçer. onun da ardından gelen "yalancı ama tadı da başka" daki "tadı da başka" cilveli nağmelerle söylenmiş falan böyle ay aklımı kaçırıcam çok acayip. 
kadın resmen şarkıyı yaşamış, ama yani arabesk bir şekilde söylemiyorum bunu. sahne varmış gibi, tiyatro oyunu gibi şarkı. her tonlama gözümün önüne bambaşka bir ruh halini şaapıyor. şimdi o kadar iddialı cümleler kurup konuyu şaapıyor gibi basiretsiz bir şekilde bitirmem çok hoş olmadı ama daha fazla uzatmamak için böyle bağlayayım dedim. yoksa duramicaaam. 

# düğünümde çalınmasını istediğim bir şarkı:
düğünümde çok güzel şarkılar çaldı. düğün giriş şarkımız memlekette neredeyse hiç bilinmeyen fransızca bir şarkıydı. böyle de kalsın diye, hiçbir yerlerde duymayayım ki bana sadece cool kocamı ve o şarkıyı seçme sebebimizi hatırlatsın diye onu kendime saklıyorum hep. 

ama geçkin sosyetikler gibi nikah tazelesek ne çalarız diye düşündüm, aklıma ilk gelen bu oldu. mazimizde yeri büyük, kıymeti tarifsiz. 



# yeniden yorumlanan bir şarkı:
bu şarkıyı kargo'dan ilk dinlediğimde istiklal'de yaga isimli bir bardaydım. kargoyu sevdiğimden değil bestfrendim kargo'nun tonmaisteri olduğu için oradaydım. 
şimdi kendisinden cool kocam diye bahsettiğim lee ile yaklaşık altı yıl süren sevgililiğimiz çok kötü ve canımı acıtan bir şekilde bitmişti. hayatımın en boşlukta hissettiğim zamanlarını yaşıyordum. çalıştığım yerden çıkıp best friendim bece'nin yanına kaçmış, çok yorgun bir halde gecenin bitmesini ve evimize gitmeyi bekliyordum. kim bilir kaç kadeh alkol tükettiğim o bar taburesinin üstündeyken ışıklar tamamen karardı ve bu şarkıyı söylemeye başladılar. 

o gün, orada, o şarkının başından sonuna dek ağladım. bece yanıma geldi, aslında gelmemesi gerekiyordu. o anda mikrofon mu patlıyor amfi mi çatlıyor böyle şeylerle ilgilenmesi gerekiyordu ama işi gücü bırakıp sadece sarıldı bana. o sarılınca daha da coştum. o gürültüde kimse duymazken bece'nin kolları arasında sessiz sessiz ama o günlerde hiç olmadığı kadar, içime attığım her bir şeyi boşaltırcasına şiddetle ağladım. bunları yazarken şarkıyı da açtım dinliyorum, yine ağladım. 

# en sevdiğim klasik müzik parçalarından bir tane: 
klasik müzik benim bildiğim bir şey değil pek ama ara sıra kocam piyanoda bunu çalıyor, onu dinlemek epey hoşuma gidiyor. 

# karaokede biriyle düet yapmaktan hoşlandığım bir şarkı:
dünya yansa karaoke şarkım değişmez. düet arkadaşı olarak da abimi seçiyorum. çünkü damarlarımda bir damla olsun madonnacılık varsa bu tamamen abimin eseridir. 

şimdi geçkin geçkin konuşacağım ama biz küçükken bir albüme para verdiysek o kaset sarıp parçalanana kadar çalardık biz onu. bugün şahsım olarak, seksenlerin ikinci yarısı boyunca evimizde aralıksız çalan true blue albümündeki her notayı vuruşuna dek biliyorsam işte bunlar hep seksenler çocuğu olmaktan. 

# beni hayat üstüne düşüncelere iten bir şarkı: 
ama düşünüyorsun da ne oluyor derseniz, iyi şeyler oluyor gibi olurken olmuyor. sanırım hiçbir zaman, kendime bile tam anlamıyla tarif edemeyeceğim. 

kalbimin orta yerinde odadaki fil misali duran ama uzun süre ısrarla görmezden geldiğim en sonunda onlarla yaşamaya alıştığım kırıklar falan var. hayat değil de hayatım üzerine aklıma bir şeyler getiriyor bu şarkı hep. 

#bugün hala bir arada olmasını arzu ettiğim gruptan bir şarkı:

bir arada olmalarını ister miydim emin değilim ama kurt'ün yaşadığı o acıları yaşamamış olmasını dilerdim. nirvana'yı ilk dinlediğimde kurt öleli birkaç yıl olmuştu. aynı apartmanda yaşadığım ve tamamı ergenlerden oluşan arkadaş grubumla kurt'ün ölüm yıldönümünde onun için benim odamda bir tören yapmış, mumlar yakıp ruhu için güzel dileklerde bulunmuştuk. artık kendimizi o anın büyüsüne nasıl kaptırdıysak halıyı yakmışız tam ortasından. sorsan arabesk dinleyen yaşıtlarımızı aşağılayan tiplerdik bir de, onlardan çok da farkımız yokmuş şimdi bakınca. 

kurt'ün ölümüyle ilgili hala çok üzgünüm ama yıllar geçtikçe bambaşka bir yerden üzülüyorum. o zamanlar kurt cobain her birimiz için, ölümüyle bile şahane bir rakınrol ikonuydu. bugün baktığım yerden bambaşka bir şey görüyorum. sanki o hep yardım istemiş de ben işe güce dalıp onu unutmuşum, o da kimseye yük olmak istememiş, sırtına yeşil hırkasını geçirip evden çıkıp gitmiş gibi, bize anlatmaya çalışmış ama asla anlamamışız gibi. ben yaşlanırken ve o hep yirmi yedisinde kalmışken bu unplugged kayıtlarını her izlediğimde kederle karışık tuhaf hisler basıyor içimi. 

# aşık olma hissi uyandıran bir şarkı: 
bu klipteki ay yüzlü oğlan hayattaki ilk celebrity crush'larımdan biridir. gerçi yeterince celebrity olsa adını sanını da bilirdim ama olsun, ölürüm giderim yine aklımda suratı. çok yanıktım oğlana o yıllarda. çünkü ergenlik, çünkü hormonlar... 


# kalbimi kıran bir şarkı:
üzerime alınıyorum, durduk yere ağlayasım geliyor yemin ederim. 

# sesine hayran olduğum sanatçıdan bir şarkı: 
sesini çok sevdiğim iki şarkıcının düetiyle geldim. ama sadece seslerini değil, hem salif'i hem de cesaria'yı sanki önceki hayatımızda falan ahbaplarımmış gibi tuhaf bir tanıdıklık duygusuyla seviyorum. 

 # çocukluğumdan hatırladığım bir şarkı:
ben küçükken müzik bizim evde hiç susmayan bir şeydi. akşamları çok değil ama gündüz saatlerini hep fondaki şarkılarla hatırlıyorum. babamın devrimci şarkıları,  abimin pop saatleri, bazen de radyoda artık ne denk gelirse... şimdi anlatacağım şeyi bir çocuğun gözünden hatırladığımda çok büyülü bulduğum için özellikle burada olsun istedim. böyle epey güneşli bir gün hatırlıyorum hayal meyal, radyoda bir şarkı çaldı ve çok sevdim şarkıyı. ama öğrenemedim kim olduğunu, yine de uzun yıllar boyunca melodisi hep kulağımda kaldı. aradan yıllar geçti, ergenliğimin başlarında bir gün okuldan gelip yine radyoyu açtım. oha, yıllardır aklımda kalan o şarkı. ama başını kaçırdığım için yine öğrenemedim ne olduğunu. bu kez cesaretimi toplayıp aradım radyoyu, utana sıkıla az önce çalan şarkının ne olduğunu sordum, söylediler. tam olarak 'bana ait bir şey yıllarca benden alınmış da tam o an ona tekrar kavuşmuşum gibi' sevindim. 

eğer yazmaya bu kadar ara vermeseydim bence çok daha güzel anlatabilirdim hislerimi lakin aha bu da bana ders olsun. neyse. 

# beni hatırlatan bir şarkı: 
buna benzer bir soru önceki çelınçlarımızdan birinde daha vardı, o zaman âbime sormuştum, "incelikler yüzünden" demişti. yine destanlar yazdığım ve saat sabahın altısı olduğundan soracak kimsem de yok ama kapanışı kendime kendimi hatırlatan bir şarkının çok sevdiğim bir versiyonuyla yapayım. 

size daha önce linet'i, üşenmeyip konserine gidecek kadar çok sevdiğimi ve o konserde kah gözlerim dolarak kah hop hop hoplayarak kendimden geçtiğimi söylememiştim değil mi? onu da anlatayım bi' ara. 

yine gılgamış yazdım. artık gözlerim kapanıyor. umarım çok saçma imla hataları, anlatım bozuklukları falan yapmamışımdır, sonra dönüp fark edince çok üzülüyorum çünkü. 

öptüm. 


4 yorum :

  1. Ay ay ay :))

    Bence Ajda'nın eski kayıtlarının birçoğu çok etkileyici. Dediklerine harfiyen katılıyorum. Moda Yolunda diye kısa bir şarkısı vardır, onu da çok severim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sen söyleyene kadar adını bile duymadığım bir şarkıydı bu moda yolunda, fransızca gibi, çok değişikmiş. kim bilir daha neleri var bilmediğim. ya bu arada tekrar teşekkür ederim çelınç için, şu kadar içimi dökmek bile iyi geldi. hatta şöyle bir şey oldu, bugün bir ay kadar sonra ilk kez otomobil yolculuğu yaptık, yolda okudum yorumunu, sonra kendi yazıma tekrar bir göz gezdirirken aklıma tam olarak bu çelıçtan hareketle bir yenisi geldi. du' bak ben onu kafamda bir şekle şemale sokayım yazacağım sana. biraz daha duygusal bir şey gerçi aklımdaki. neyse yazacam bunu ben du.

      Sil
  2. 17 çıktığında ben 21'dim ama ilk albümü çıktığında 17'ydim, Oooo Papatya Teomancısı olarak kaldım bu yüzden.

    Sen tam olarak barbar kocamın uzun yolda aradığı co-pilotmuşsun ahhahhha! Hold The Line ve You Give Love A Bad Name'i kombo halinde görünce bir an kendimi Afyon'da dinlenme tesisinden çıkmış, daha önümüzde 4 saat yol var gibi hissettim :D

    AY KURBAN OLURUM SENİN 23 YAŞINDA ŞARKI SÖYLEYEN HALİNE 🧡🧡🧡 Ne güzel söylemişsin ya, bundan sonra hep bu versiyonu dinleyeceğim, çok da sevdiğim bir MFÖ şarkısı. O Kargo-Ayrılmam anısı da sanki benim başımdan geçmiş gibi. Başka şehir, başka bar, başka şarkı, aynı ağlamalar. Takside ağlamalar. Okul kantininde ağlamalar.

    Kaset parçalanana dek dinleme konusunda tamamen aynı düşünüyorum. Benim müzik kulağım hiç yok, o zamanlar İngilizce de bilmiyordum ama o kasetlerin içinden çıkan kartonetlere baka baka bütün sözleri ezberlemişim. Bir de müzik kitapları vardı, hatırlıyor musun? Biraz grubun tarihçesi olurdu, sonra bir sayfada şarkıların orijinal sözleri, karşı sayfada Türkçeleri filan olurdu. Bende Led Zeppelin kitabı vardı, diğer şarkılar değil belki ama Stairway To Heaven için Robert Plant'le yarışırım. Kendim yazmış gibi biliyorum hala şarkının her kelimesini. O kadar etkilenmiştim ki oturup öyle mitolojik ormanlı mormanlı şiirler yazmaya başlamıştım. Umarım yakarak yok etmişimdir o defterleri. Ayrıca karaoke düet sorusuna Like A Prayer yazmadığım için çok üzgünüm şu anda, nasıl aklıma gelmedi?!

    Kurt Cobain'in öldüğünü sabah okulda duymuştum, öğlen okuldan kaçıp kendi cinsimizin toplaştığı yerlere gitmiştik. Hem spontan hem kolektif, ne kadar tuhaftı. Akşam odamda mumlar yakıp radyodan Nirvana dinleyerek tamamlamıştım o günü. Şimdi ben de senin gibi hissediyorum, başka türlü üzülüyorum her gördüğümde. Ben hiç anlamamışım çektiği acıyı, ne bileyim zaten 15 yaşındaydım. Şimdi daha iyi anlıyorum gibime geliyor, çok içime oturuyor.

    Offff bu Always ve klibi! Kız da benim ilk celebrity girl crush'larımdan ahahhha :D Adını hala aklımda tutamıyorum ama arada orta karar filmlerde görüyorum. Yalnız hala gözümü alamıyorum videodan, o renkler, olaylar filan hipnotize oluyorum allahım.

    Burada duruyorum artık, bence bunun aynısını diz dize oturup youtube'dan videoları açarak yapmamız gerekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında ben de 17'den önce biraz ne ekmek ne de su teomancısıydım, sonra o teomanımtrak oğlanla birlikte epey bi' teomancı oldum, sonra geçti. aslında sevdiğim bi' dünya şarkısı var, son yıllarda dönüştüğü kara takım elbiseli haline de boş değilim. aahhshsj ya bu adam benim az kalsın velim olacaktı biliyor musun? anlatcam hepsini buluşunca.

      böyle teomancılık falan diyorum ama ergenken bon jovi'yi bile gizli gizli seviyordum. aahahaha ya bak bir gün okuldan kaçtık, o zaman gitar diye bar var, orada vişne suyu içiyoruz, ben bulmaca çözmeye başladım. bulmacada teoman resmi var ve etrafımdaki grunge tarikatından utanıp TEOMAN yazamadım ya oraya! poz kesiyorum çünkü, yani o kim köpek ki ben bu aşırı underground, grunge halimle onun adını bileyim?! ay allah beni kahretsin, ne utanç verici anılarım var.

      ya ama ondan bile çok utandığım ama epey ciddi utandığım bu rock ikonlarının hayatına girmiş kadınlardan nefret etme modasına uymuş olmak. senelerim courtney love'a, yoko ono'ya falan burun bükerek geçti. birileri çıkıp "kadın, adamı bitirdi abi" demiş ve ben de sığ sığ inanmışım, hiç de dememişim "tamam da bu nasıl olmuş, aklı başında sağlıklı yetişkin bir adamı, bir kadın nasıl yerle yeksan etti? bu kadınların hayat amacı, bu adamın iyi olma hali üzerine çalışmak mıydı? kadın naapsaydı, saçını süpürge mi edeydi?" diye sormamışım. neyse ki feminizm terbiye etti beni, geçmişi düşününce yüzüm kızarıyor ama artık böyle cümlelere koşulsuz kanmadığım için biraz gurur duyuyorum kendimle. şimdi kurt'ün ölümüne üzüldüğüm yerde böyle hislerim de var. kırılgan mizacına karşı daha hassasım ama mutluluğunu, sevdiği kadının tahsis etmesi beklentisine kızgınım falan.

      bak buradan senin o dediğin şarkı sözlü kitaplara zıplayacağım, o kadar net hatırlıyorum ki, stüdyo imge kitapları. böyle küçük boy, beyaz kağıda baskı. :)) onlarda hep özlem kumrular diye bir kadının adını görürdüm, hatırlamıyorum editör müydü, çevirmen mi ama çok hoşuma giderdi orada kadın adı görmek. ay ama sonra kadın manyak çıktı, mahallenin köpeğini alıp barınağa kapatıyor falan. kıyamet koptu, kadın bir adım geri de atmadı, ruh hastası.

      gözyaşlarımızı bitti mi sandın'ı buraya yapıştırırken tekrar dinledim ya, nasıl şarkı söyleyesim geldi anlatamam. o kaydın üstüne 15 yıl daha sigara içmeyeydim keşke, hiç öyle temiz çıkmaz artık sesim. bir de utanıyorum kocama gidip hadi ben şarkı söylicem sen de kaydet demeye. ama karar verdim canımı dişime takıp, sübliminal yollarla onun tekrar böyle bir teklifle gelmesi için çalışacağım biraz. du' bakayım becerebilecek miyim?

      barbar kocana seni istanbul'a getirmesi karşılığında vaatlerim var. bak gidiş dönüş artık kaç saatse, yol şarkıları benden. cd yapıp ismine özel kargoyla yollayacağım, o yolun nasıl geçtiğini bile anlamayacak, hooppfıışşt derken bi' bakmışsınız köprüdesiniz. istirham ediyorum ilet bunu kendisine. hem gelmişken like a prayer karaokesini de çıkarırız aradan. o kadar hazırım ki, sadece ben değil mavi leoparlı tişörtüm, deri taytımla kombinim bile hazır. NEREDE O LEOPARLI TİŞÖRT soruna buradan bağırıyorum, vallahi semt pazarında. yirmi liraya aldım, hatta maviden başka renkler de vardı, her birinde gözüm kalmıştı ama abartma demiştim içimden. yemin ediyorum haftaya gidip abartacağım, ben giyemiyorsam sen giy ulan. yeter ki tezgahı tekrar bulayım, alacağım sana o leoparlı tiçörtü!

      allahım, yorumda bile kısa kesemiyorum. öptüm.

      Sil