oh tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oh tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2021

arkadaş mimi 8/9: yol yaparken unutulmaz anı yaşatan arkadaş

hangi akla hizmet aynı mimin içine tatil arkadaşı ve yol arkadaşı sorularını sokuşturdum bilmiyorum? insan yazarken bir düşünür şu cevapları... belli ki düşünmemişim, üç gündür kimi yazsam diye beynimin içini yokluyorum. aklıma tek bir kişi geldi: cool kocam lee

evet aklıma sadece o geldi ama bu yolculukların tozpembe bir bulutun içinde geçtiğini sanmayın. 

her seferinde en az bir tur karşılıklı yükseliyor hatta gavgavgav diye birbirimize giriyoruz mutlaka. neyse ki ikimiz de kindar tipler olmadığımızdan çoğu zaman parladığımız hızda sönebiliyor, kafa göz yaracak tonda başlayan bir cümleyi unicorn evrenine ışınlanmış gibi sakince hatta bazen o an gelişen komik bir şeye bağlayarak geçiştirebiliyoruz. 

şimdiye kadar birlikte çıktığımız en uzun yolculuğumuz istanbul-muğla-kayaköy-mudanya-istanbul rotasıyla tamamladığımızdı. 

iki insan ve bir köpek olarak çıktığımız bu yolculuğu nasıl anlatırım bilemiyorum. netflilikş'te mesela bazı filmler var, türüne bakıyorsun dram, komedi, macera, korku... diye gidiyor, ne olduğu belli değil. heh, bu yolculuk da tam olarak öyleydi. 

ağustosun bağrında geçen bu yolculuğun içinde öne yatırılmış arka koltukların üstünde seyahat eden köpeğin terledikçe dört bir yana savrulan salyaları, benim otoyol ve tır fobim, kocamın bu fobime inat  kendini formula pilotu sanıp gaza gelmeleri ve o ara bolca hırgür var. 

direksiyon başındaki sevgili kocamın bana bağrınırken yolu kaybetmesi sonucu kendimizi mudanya dağlarında bulmamız da var. ha mudanya'da dağ mı varmış demeyin, belki de yok ve biz öyle sanıyoruz. çünkü tüm bu olaylar olurken ne yaptığımızı biliyor değildik asla. 

bu kısmı en başından anlatayım. 

bahsettiğimiz rotada artık dönüş yolundayız, akşam karanlığı çökmüş. oldukça yorgun ve huysuzuz ama hazır buralardan geçiyorken mudanya'da birkaç gün kalacak ve istanbul'a öyle döneceğiz. 

seyrin tam bu anlarında yine bir şeyden birbirimize girdik. zor ve sabırsız bir mizaca sahip kocam bana bağrınırken bursa girişini kaçırınca zifiri karanlık bir yan yola saptık ve sağ olsun navigasyonun da tam o an çalışmayacağı tuttu. 

hıncını elbette benden çıkaran sevgili kocam bir yandan oflayıp poflarken bir yandan da sürüyor. sürüyor ama o karanlıkta nereye gittiğimiz belli değil. 

kocamın "neyse şuraya doğru süreyim" kararı sonucu aniden ama gerçekten aniden kendimizi bütün meydana yayılmış bir köy düğününün ortasında bulduk. 

sonrası şöyle: arabaya üç metreden fazla kimseyi yaklaştırmayan 60 kiloluk ayı hayvanı sifu'nun düğün tantanasıyla panikleyip arabanın içinde dört dönmeye başlaması, koca aracın neredeyse devrilecek kadar sallanması, köy ahalisinin -meydana aniden bir uzay mekiği inmiş gibi- yaşadığı o şaşkınlık, bir an önce kaçmak için panikle basılan kornalar, araba daaattt daaat sesleriyle olduğu yerde sarsılırken bize çevrilen gözler, arkada goaaavvgooaaavvhhoooaaav sifu... off...

bir şekilde, kendi çıkardığımız o kaostan kaçmayı başarabildik. bu arada  navigasyon hâlâ çalışmıyor ve gidiyoruz nereye gittiğimizi bilmeden. 

ileride birkaç adam bulunca hemen yol sorduk. bazen bir konuyla ilgili bilgi arttıkça her şey daha da anlamsızlaşır ya, tam olarak öyle oldu. 

çünkü biz o dakikaya kadar  sahil yolunun kenarında bir yerlerde sanıyorduk kendimizi. meğer bambaşka bir yere sapmışız, meğer son yarım saattir mudanya'nın dağlarında turlayıp duruyormuşuz ve doğru istikamet için yine geldiğimiz yöne doğru gitmemiz gerekiyormuş. 

elbette bir kez daha o köy düğününün içine ejderha gibi dalmayı gözümüz yemedi. 

kocam, arabayı adamların tarif ettiği yönden başka tarafa çevirince bunlar yok oradan gitmeyin falan dediler ama cool kocam dinlemedi hiçbirini. 

can havliyle daldığımız bu yeni yolda ilk üç dört dakika çok güzeldi. sokak lambaları, uzaktan seçilen evlerin ışıkları, acaba buralardan ev mi alsak romantizmi falan derken ve yine gerçekten aniden kendimizi sonsuz bir karanlığın içinde ve sanıyorum ki bir tarlanın içinde bulduk. 

yol gibi bir şey var ama yok gibi de. lastiklerden gelen ses ve hop hop zıplamalarımızdan belli ki taşlık bir ortamdayız. öyle bir zifiri karanlık ki arabanın sadece önünde 5 metrelik bir mesafeyi görebiliyoruz. yan camlardan bakıp da görebildiğim hiçbir şey yok. yani koskoca bir tarlanın ortasında olabiliriz ama belki de bir virajın ucunda, bir uçurumun kenarındayız? 

biz neredeyiz, neresi burası derken hayatımda ilk kez olan bir şey oldu, tilki gördüm. karı koca ikimiz de hayvan görünce şuur kaybı yaşıyoruz. tilkiyi ve heyecanla zıplayan kuyruğunu görünce yolmuş, uçurummuş falan hepsini unutup 1 numaralı tilkinin arkasından atlaya zıplaya koşan 2 ve 3 numaralı tilkileri izlemeye başladık. 

bu bizim tilkimiz değil ama aynı karanlık ve aynı açı bulunca hemen şaapayım dedim.

yol olmayan yolun bundan sonrasında "burada tilki varsa kirpi de vardır, başka hayvan da vardır" diye korkup sanıyorum ki saatte 5-10 km falan hızla yavaş yavaş ilerledik. bir on dakika falan bu şekilde gittikten sonra çok uzaktan sahilin ışıklarını görmeyi ve titrek de olsa sokak lambalarıyla aydınlanmış başka bir köye ulaşmayı başardık. 

kendimizi anayola attığımız an yaşadığım rahatlamayı tarif etmem mümkün değil. ya gerçekten uçurumdan yuvarlansaydık? ya bir hayvana çarpsaydık? ya bir hayvan bize çarpsaydı? ya asla yolu bulamasaydık ve sabaha kadar dağlarda dolansaydık? 

güç bela mudanya'daki hedefimize yani lee'nin annesi maykamın evine ulaşmayı başardık. cool kocam lee bu badireyi nasıl büyük bir kahramanlık göstererek atlattığını tüm ev halkına uzun uzun anlattı. nasıl süper bir şoför olduğundan girdi iz bulma konusunda ne büyük bir yetenek olduğundan çıktı. bir ara çok şükür ki anlatmaya ara verip içeri gitti. annesi de arkasından uzun uzun bakıp gittiğinden emin olunca bana dönüp "kızım, bunun babası da böyleydi" diyerek bu yiğitlik hikayesinden içinin nasıl da şiştiğini beyan etti. ahahhahahha. 

her ne kadar şu an cool kocam lee'ye bir miktar bok atıyor olsam da onunla yol arkadaşlığını seviyorum. bunca yıl sonra bile, herhangi bir şeyle ilgili uzun uzun konuşabiliyor olmamızı da seviyorum. mesela birlikte çok sağlam dedikodu yapabiliyoruz ama bu dedikoduları kendimizce felsefi temellere bağlayıp saatlerce zaman geçirebiliyoruz. he bir de müzik zevkimiz çok benziyor. bence yol arkadaşlığının en gerekli bağlayıcısı bu. 

ben ya sevmediğim şarkı denk gelirse diye ödü kopan, bu sebeple radyo bile dinleyemeyen bir insanım, nasıl dayanayım ortak müzik zevki olmayan arkadaşla uzun yola? yok, asla olmaz. 

yani, işte böyle... 

bence yol arkadaşı sorusuna cevap verirken unutulmaz bir anıyı da aradan çıkarmış oldum. he çok da bi' numarası olmayan bir anı ama olsun. her saniyesi absürt bir film gibi aklımda hâlâ. yaşarken pek öyle değildi ama sonrasında hatırlaması çok eğlenceli. 

kapanışı yine bir fotoğrafla yapayım. kahramanımız artık mudanya'dan istanbul'a dönüş feribotunda. bu kez sürmüyor, benden yıldığı için uyuyor taklidi yapıyor. 


öptüm