lisede ilk kez okuldan yakın bir arkadaşım oldu. ama bu kez ismini yazmayacağım. kendisine barbie diyelim çünkü ilerleyen satırlarda olaylar olaylar…
evet dostlarım, takvimler doksanlı yılların ortasını gösterirken kod adı barbie sınıf arkadaşımdı, biraz saf ama aşırı eğlenceli bir kızdı.
dikkatimi ilk çekişi, ülkücülerin ağırlıkta olduğu sınıfımızda çıkmış bir tartışmada beyinsiz bir topluluğa karşı insan hakları falan savunduğunu işittiğim cümleleriyle oldu.münakaşasının diğer tarafı da sıra arkadaşıydı. olaya onu destekleyen cümlelerimle dahil olunca bir hışımla pılını pırtını toplayıp yanıma oturdu, bir daha da kalkmadı.
yani yaklaşık 1,5 yıl boyunca.
devrim ateşini harlarken başlayan arkadaşlığımız bana da çok iyi gelmişti. yıllar sonra okulda eğlenmeye bile başlamıştım.
bu arada barbie ismi boşuna değil. bu böyle upuzun boylu, bebek yüzlü, kocaman gözlü, havalı falan aşırı güzel bir kız.
o zamanlar güzellik yarışmaları aşırı revaçta müsabakalardı, her sene dereceye girenlerinin hepsinin adını bileceğimiz kadar şaşalı olaylar. birileri bunu gaza getirmiş “ben de gircem yarışmaya” diye tutturdu.
ben o dönem aşırı rakınroll bir hayatın peşinde olduğumdan elbette epey söylendim. kadın bedeninin meta olarak görülmesinden girip “sen daha kaç yaşındasın, bu düpedüz pedofiliye hizmet ediyor”dan çıktım ama inat etti, girdi yarışmaya. lan hani solcuyduk?
neyse, girdi diyorum ama finale kalamadan elendi. inatçı karakteri ve halen emin değilim ama bence anasının da bok yemesi sebebiyle gözünü hırs bürüdü. illa meşhur olacak, ya manken ya oyuncu, hiç değilse sunucu.
ikinci senemizin sonuna doğru ikimiz de hayatımızda olup biten saçma şeylerden dolayı o okuldan ve birbirimizden ayrıldık. görüşmelerimiz seyrekleşip artık mektuplaşacak falan (evet,internet hala yok) hale gelsek de bir şekilde ilişkimiz devam etti. bir gün sevinçle beni aradı. o katıldığı güzellik yarışmasında tanıştığı bir adam vardı, o zamanın meşhur manken oyuncularından biri, kod adı M. olsun.
bu M. ara sıra fuarlarda falan hosteslik işleri buluyordu barbieciğime. iyi kötü para kazanıyordu oralardan ama babasından bıkmıştı, kendi hayatını kurmak istiyordu artık ve düzgün bi işe ihtiyacı vardı. ve o zamanın en meşhur futbol programlarından birinde sunuculuk teklifi almıştı.
hiç anlam veremedim. bu kız ne sunuculuk bilir ne de futbol, hayırdır? kafamdaki bütün soruları bir dert küpü olarak kendisine yükledim ama bir yandan da koşa koşa o programa gideceğini biliyordum. ha bu arada sanırım yirmilere falan yaklaşmışız, ağzımın en ayarsız yılları.
neyse, aradan birkaç ay daha geçti, bu bir akşam aradı yine, bak dedi şu gün şu saatte izle. açtım izledim. offf.
aslında internette hala o programın görüntüleri var ama birazdan anlatacağım olaylar sebebiyle elim kolum bağlı. ifşa edemiyorum ucu kimseye değmesin diye.
neyse, beni helena gibi biçare bırakan programda kameranın tam karşısında bir masa var. masanın arkasında bu koca adamlar dizilmiş.bunu da öyle yan, saçma bir açıyla oturtmuş ve öyle kısa bir etek giydirmişler ki programı açtığınız anda o uzun bacaklardan başka bir yere bakmanız mümkün değil.
çünkü neden olmasın, neden genç bir kadının bacakları üzerinden reyting ve prim yapılmasın?
programı izledikten kısa zaman sonra buluştuk. hiç haddim olmasa da epey bi' söylendim kendini bu duruma düşürdüğü için. barbie de çok rahatsız olduğunu, kıyafetleri programdaki kodamanlardan birinin seçtiğini, dekolte ve frikik (tam olarak bu sözcüklerdi) vermeden programa devam edemeyeceğini açık açık söylediklerini anlattı.
(bu şerefsiz pezevenk, bu adi kodaman hala hayatta ve adamı sanrım tc sınırları içinde seven bir kişi bile yok. ama bir şekilde tutundu yani o gazete senin, bu tv benim. hiç anlayamıyorum bu işler nasıl dönüyor, neyse devam edelim.)
ama söylenmelerime karşılık çok bir şey demedi.
“ilelebet böyle gidecek değil dur önce bi’ adımı duyurayım” falan diye kapadı konuyu, ben de uzatmadım. kısacası, öyle istiyordu ki bu işleri, kendisine yapılan zorbalığa boyun eğmek zorunda olduğuna inanıyordu.
ardından çok uzun süre görüşemedik, bir gün aradı beni “sana çok ihtiyacım var” dedi hemen buluştuk. çok mutsuzdu ama bir türlü anlatamıyordu derdini. sonra konuştukça rahatladı, içini döktü.
bir adama aşık olmuş, avrupalara tatile gitmişler, her şey çok güzelmiş ama dönüşte öğrenmiş ki adam evliymiş, bir de çocuğu varmış ama adam çok mutsuzmuş zaten kadından da ayrılacakmış falan ama nasıl olacakmış, bu şimdi ne yapacakmış?
o an şunu sorduğumu hatırlıyorum:
“barbie sen bana içini dökmeye mi geldin yoksa fikrimi almaya mı?
“ne yapacağımı bilmiyorum. sen akıllısın, gerçekçisin bana akıl ver.” dedi
meseleye mainstream bir ahlak anlayışıyla mı girsem bodoslama dalıp “kızım sen beyinsizsin!” mi desem bilemezken, o arada adamın ve hatta karısının da bu tv işlerinden olduğunu öğrendim.
adam değil ama kadın meşhurdu. "bak, adını ben bile biliyorum. bu kadın kim bilir o noktaya gelene dek kimlerle ahbaplık kurmuştur, duyulursa bunca yıldır verdiğin emek, çektiklerin falan buhar olup uçar, bu kadın seni oralarda barındırmaz. bir güzel de adını çıkarır, tarihe bilmem kimin metresi diye geçersin.” dedim.
böyle anlatınca sanırım biraz korktu. haklısın dedi, bir miktar daha üzüldük birlikte. ne yapıp edip bu meseleyi bitireceğini, içinin rahat olmadığını, kadının şerrinin de zaten dillerde olduğunu falan sıralayıp çıktı evden.
aradan birkaç ay geçti, çok özledim bir gün, hadi gel buluşalım diye aradım. gelemem işim var …. ile birlikteyiz dedi. (o evli adam)
ay gerizekalı ben, bi coştum,
“barbie sen salak mısın, hala o adamla ne işin var, canına mı susadın” derken kıza söylendim bi dünya, “dur tamam konuşuruz” diye kapadı alelacele telefonu.
aylar geçti, aramadı. ben aradım telefonlara çıkmadı. yani uzun süre gerçekten evde yok sanıyordum ama sonra fark ettim ki konuşmuyor artık benimle.
barbie ile hikayemiz de böyle bitmiş oldu.
ona alındım desem yalan olur. bunda ve önceki olaylarda sanırım arkadaştan çok anne gibi davrandım. duymak istediklerini değil duyması gerekenleri söylemem gerekir gibi çalışıyordu kafam. epey altın kalpli bir kızdı, kimsenin üzülmesinde payı olmasını yakıştıramadım ona kendimce. ağır konuştum ya da ağır konuşmaktan beter tepkiler verdim. o da gitti.
bunca yıldır kulağıma gelen tek bilgi, bu işleri bırakmış, başka bir adamla evlenmiş. tam emin değilim ama galiba az çok öngördüğüm gibi oldu her şey. adamla kadının meselesi magazinlere düştü çünkü, epey de uzun sürdü, sonra sanırım ayrıldılar.
adam nerede bilmiyorum ama kadın şu an memleketin en ünlü 5 kadınından biri olabilir. olan bizim safoskiye oldu. umarım çok mutludur. bir sürü hayali vardı, mecburen vazgeçirilmişse bile umarım sonrasında iyi ki kurtuldum oralardan falan diyordur.
barbie’yle ayrılığımız beni de terbiye etti. çok sivri dilli, hatta ayarsız, sert konuşan bi tiptim. insanları bu şekilde ikna edemeyeceğimi anladım. bu sadece benden kaçmalarına sebep olurdu, benden kaçan birini korumayı başaramazdım. daha az yargı dağıtan biri olmaya çalıştım. tabii bu da bir günde olmadı. ama benzer şeyler yaşayan ve sevdiğim her insanla konuşurken aklıma hep barbie’yi getirdim. ama "aa böyle yapmamalıyım bak sonra küsüyorlar benle” gibi bir şey değil bu söylediğim.
“eminim bana çok ihtiyaç duyduğu anlar oldu ama onu yargılamamdan korktu ve aramadı. istemeden de olsa onu yalnız bıraktım. bunu bir daha sevdiğim hiç kimseye yapmamalıyım.”
işte tam olarak bu cümlelerle terbiye ettim kendimi.


Vay be ne ilginç bir yaşanmışlık. Şimdi o kadının kim olduğuna kafa yor dur
YanıtlaSilben de çok isterdim ifşa edeyim her şeyi ama yapamadım. :)
SilAy sanırım dekolte frikik peşindeki pezevengin kim olduğunu tahmin ediyorum. Evli adamla karısı için de aklıma birileri geldi ama o adamın o kadınla evli olduğunu bütün memleket biliyordu sanki. Yok, bu fazla meşhur bir çiftti, bunlar değildir. Off ben çok feci televole seyrederdim o yıllarda, bizim aşırı solcu hanemizde nasıl açabiliyordum o programı acaba ben, valla bilmiyorum.
YanıtlaSilBen hiç bilmiyorum böyle durumlarda ne demem gerektiğini. Sakinleştireceğime karşımdakiyle bir olup iyice benzin döküyorum, bok gibi bir fikir olduğunu düşünsem de kırılmasın diye onaylıyorum. Pek bir işe yaramıyorum.
bak ben de bazen tam senin olduğun gibi olmak istiyorum, çünkü o zaman burnu boktaki kişi katharsis yaşar gibi olabiliyor. "YAKAYIM MI ULAN" dese "YAK LAN" desen "AAA BAK BÖYLE SESLİ DÜŞÜNÜNCE İYİ BİR FİKİR DEĞİLMİŞ" diyebilir, ya da sadece sessizce onaylanmadan kendine pay çıkarıp "HIMM ANLATMAK BİLE İYİ GELDİ, BEN KENDİM KARAR VEREM EN İYİSİ" de diyebilir ama benim barbie'ye yaptığım yanlıştı ya onu biliyorum. buraya yazmadım daha acayip şeyler de söyledim.
Silfacebook mesajlarına bak sen birazdan. :)
Ayy çatlıcam, bütün magazin bilgilerimi sıradan geçirip eleme yöntemi ile bulmaya çalışıyorum :). Adi kodoman hakkında bir fikrim var ama hala memleketin en bilinen 5 kadınından biri olması işi zorlaştırıyor mu kolaylaştırıyor mu bilemedim. Minik bir Sherlock olarak bugüne kadar okuduğum bütün polisiyelerin şimdi şu anda işime yaraması gerekiyor, gri hücrelerimi göreve çağırıyorum :D.
YanıtlaSilBen de ne yapardım bilmiyorum açıkçası ama senin bu yaşanmışlık sonunda olgunluğunu takdir ettim.
magazin bilgileri üzerinden gidince pek bulunabilecek gibi değil. :) barbie ile meşhur kadını bir araya getiren herhangi bir haber çünkü yok ortaya düşmüş. düşmesin diye de yazamıyorum işte. yani çok minik ihtimal ama yine de korktum. ama şeyi yazayım, kodamanın fuları var. :) en azından küfürler doğru yere gitsin.
Sil