geçkin kardeşlerim bilir ki trt bir zamanlar tek kanaldı. 60 milyon tek yürek, aynı anda, aynı ekrana baktığımız yıllar. memleketçe her gün akşam üzeri saatlerde alcanzar izliyoruz. çirkin kız lorena ve o güzelleştikçe kendisine yükselen janti çocuk eduardo falan, olaylar olaylar...
sonra günler günleri kovalarken o burnu düşse almayan gökşen'le bir şekilde alcanzar üzerinden konuşabilmeye başladık. zamanla yakınlaştık hatta ilginç bir şekilde bu demin saydığım bet özellikleri uçtu gitti, yani en azından bana karşı. tüm dünyadan hala nefret eden o gökşen neden bilmiyorum bana karşı hep sevecen, hatta şakacı falan... aslında içinde hala geçimsiz bir çocuk vardı ama o manyak mizacına rağmen kendini dizginlemeye çalışıyor oluşu hoşuma gidiyordu. o bir adım atıyorsa ben üç adım koşuyordum. silgi alırken ona da alıyordum, beslenme çantalarımızdaki kekleri falan değişiyorduk. aramız süperdi.
bir gün teneffüste oturmuş yine alcanzar'dan bahsederken dedi ki:"biliyor musun ben eduardo'ya aşığım."
bu öyle deyince o güne kadar aklımın ucundan bile geçmediği halde, sırf bff sayılırız ya, ehehhe çok tatlı olur falan diye düşünerek dedim ki: yaaaa ben de aşığım! (aşko kız tonlamasıyla)
ama o da ne?
aynı çocuğa hissetiğimiz yanıklık bizi daha da yakınlaştırır diye saf saf beklerken o tatlış gökşenin içinden alevler fırlatan bir ejderha çıktı!
HAAAYYIIIIRRR O BENİM AŞKIM, SEN KİMSİN? O BENİİİİİM! İLK BEN SÖYLEDİİİM!
aklı selim bir çocuk olsaymışım konuya girdiğim tonda çıkar, hehehh tamam derdim ama onun öfkesi beni de delirtmiş olacak ki iyice çirkinleşip aynı tonda bağırdım: HAYIR Bİ' KERE EDUARDO BANA AŞIK!
bu yüksek desibelli ilkel kavgamız sürerken öğretmen geldi. söylene söylene ve birbirimizden ölesiye nefret ede ede oturduk, ders başladı. ben biraz sakinleştik sandım ama yanılmışım.
sinsi pislik önce sırayı görünmez bir çizgiyle ikiye böldü, sonra onun tarafında kalan eşyalarımı iteledi, yetmedi alttan ayağıyla depip çorabımı kirletti, öğretmen soru sordu sırf bana inat benden önce kalktı cevapladı falan böyle böyle allahın delisi o 40 dk boyunca oturduğu yerde benle kavga etmeye devam etti. bu arada tüm bunları öyle usta işi bir sinsilikle yapıyor ve korkunç öğretmenimiz o kadar onun tarafını tutuyor ki (gökşen'in eski kavgalarından biliyorum) şikayet etmemin mümkünatı yok. bir de durduk yere o manyaktan azar işitmeyeyim diye sustum.
sonra zil çaldı, öğretmen sınıftan çıkar çıkmaz bu sanki hiç ara vermemişiz gibi kaldığı yerden haykırışlar, ültimatomlar, tehditler... SÖZÜNÜ GERİ AAAL YOKSA ÇOK KÖTÜ OLUR, SÖZÜNÜ GERİ AAAL YOKSA EŞYALARINI PARÇALARIM!
onun yükselen tansiyonuyla ben bir noktada tamamen pisleştim ve zaten deliliğin kıyısında gezen gökşen'i EDUARDO BANA AAAAŞIK, EDUARDO BENİ SEVİYOOOO şarkımla iyice çıldırttım.
sonrasını adım adım anlatıyorum:
sonra çantamı aldı sınıfın çöpüne fırlattı,
o da yetmedi askıdan montumu alıp üzerinde tepindi,
aaa napıyorsun diyenleri itip duvara yapıştırdı.
sinirinden öyle bir kan ter içinde kalmıştı ki kıvır kıvır saçlarının yüzüne yapıştığı o anı hatırlıyorum.
o an gökşen'in gerçek bir deli olduğunu kabullenip vazgeçtim.
yani bir de tüm bu deliliğe sebep olan bir aşk olsaydı ortada! ne vardı çıkıp doğruları söyleseydim "yok lan ben zaten sarı fırtına metin'e aşığım" deseydim?
demedim, ben de az değilmişim.
ilkokul mezuniyetimizden yıllar sonra, otuzlarımıza yaklaşırken gökşenle buluşup peyote'de içtik. aşk meşk olaylarından bahsederken eduardo ve o kara günü hatırladığımızda itiraf etttim. gökşen dedi ki "salak ben zaten biliyordum senin ona aşık olmadığını ona sinirlendim ama eduardo'ya aşık olmandan çok eduardo bana aşık demene sinirlendim" ahahaah
aslında çok da bir yere varan bir hikaye gibi değilse de bence şöyle bir şeye sebep olmuş olabilir. gökşen şu an memleketin en önemli sinema yazarlarından biri. benim beş kere üst üste izlesem anlayamayacağım filmler hakkında uzun makaleler yazıyor, aşırı havalı festivallere katılıyor, orada kim bilir daha önemli ne işler yapıyor. her zaman çok akıllı bir tipti ama bence sinemaya bu kadar tutkuyla bağlanmasının temelinde işte o günkü kavgamız var. yani o değilse, beni az daha neden parça pinçik ediyordun gökşen?
son buluşmamız, yine peyote, 2014




Eduardo'nun da bunu okuması lazım :D
YanıtlaSiladamın şimdiki haline bakayım dedim, hâlâ tipim değil ama neredeyse kan çıkıyordu onun yüzünden. :P
SilAy hikaye beklenmedik sonla bitti ahhahhha :D Nasıl kaybetmediniz birbirinizi onca sene, ay ne güzel ya!
YanıtlaSilEduardo'ya ben de yanıktım fakat Gökşen'den çekiniyorum şu anda biraz.
ahahahhsjs çekin valla, seni ben de alamam elinden.
Silya galiba facebook falan çıkınca ekleştik. zaten aynı semtlerdeydik görüşmediğimiz o 20 yıl boyunca da, bir gün hadi diye gaza gelip buluştuk.