en son ne zaman dans ettim bilmiyorum. arada dansımsı şeyler olmuş olabilir.
bursa'daki bir akraba düğününde kalkıp parmak şıklattığım anlar var. başka bir gün, bir öğretmenler günü kutlaması için gittiğimiz meyhanede sirtaki çalarken yan sınıfın öğretmeniyle komikliğine lirik dans figürleri yapmışlığımız var. geçtiğimiz aylarda şüşkoluk canıma tak edince spor olsun diye bir miktar kalça falan sallamışlığım var.
böyle sefil sefil anlatıyorum ama bir zamanlar âbimle atlamalı zıplamalı koreografiler eşliğinde danslar ederdik.
sekseklerin sonlarına doğru bir yaz günü âbim eve elinde mavi beyaz bi' kasetle geldi. dinsel bir ayine başlarcasına teybin başına oturduk birlikte.
henüz on yaşında olan âbim o yaştaki bir çocuktan asla beklenmeyecek bir dikkat ve sabırla önce kasedin jelatinini söktü sonra kartonetini çıkardı, uzun uzun okuyup incelemeye başladı. okuma yazma bilmiyordum ama kapaktaki kadını tanıyordum: o güne kadar evde çokça çalan, trt pop müzik listelerinden aşina olduğum madonna.
bu şekilde başlayan dans kariyerim mavi kaset parçalanana kadar sürdü.
sonra büyüdük. âbim, içinde neşeli salınımlar geçen her şeyi sevmeye devam etti ama ben ergenlikle birlikte poptan, danstan ve bu ışıltılı hayattan vazgeçtim. o dönem keşfettiğim grunge, beni disko ışıklarının altından alıp karanlık ve pis köprü altlarına sevk etti.
mavi kaset ertesindeki ağlak grunge bebesi yıllarımdan sonra hatırladığım bir dönem var, 2000'li yılların başı. bayıldığımız bir kuzenimiz istanbul'a taşınmış, üçümüz geceleri çok fazla dışarı çıkıyoruz.
ben "grunge olduğumu her an, her şartta belli etmeliyim" hastalığından yeni kurtulmuşum, dans şarkıları da çalan yerlere gidiyoruz. kuzenim ve ben çok içiyoruz, âbimin neşeli olmak için hiçbir şeye ihtiyacı yok, sevdiği bir şarkı çalsın yeter. kulübün diiceyi arkadaşım, ben deli deli dans ederken çok eğlendiği için ve âbimin beni mutlaka çekiştire çekiştire dans pistine çıkartacağını bildiğinden her gittiğimizde şu şarkıyı çalıyor:
hiç de ikiletmiyorum aslında. bazen haftanın neredeyse her günü şuup şuup song ve sonrasında çalanlarla zıplayıp duruyorum. hatta bir noktadan sonra senkoplara figürler falan yaptığım bile görülüyor. âbimin koreografi yeteneği de bir gram olsun azalmış değil, yıllarca birlikte izlediğimiz buz pateni müsabakalarından kaptığı hareketleri dansımıza uyarlıyor. ben birazı çocukluktan gelen birazı da afedersiniz deve gibi bir adam oluşuna duyduğum güvenle ne yapsa uyuyorum ona.
işte favori dans partnerimle mazimiz bu şekilde.
âbimle en son, pride sonrası bir partide dans ettik sanırım.
ayrı arkadaş gruplarıyla aynı mekandaydık. dışarı çıkacağımı haber vermek için kalabalığı yara yara güç bela yanına gittim, bu kez kafası iyi olan oydu. söylediklerimi asla sallamazken kolumdan tutup çevirmeye falan başladı. o beni ritmik bir şekilde evirip çevirirken bense derdimi anlatmaya çalışıyor ancak sesimi asla duyuramıyordum. cevabını katiyen dinlemeden "neee? NEEEE?" falan diye bağırıyor ama bir yandan da tutmalı fırlatmalı son moda figürlerine devam ediyordu.
onu öyle kendinden geçmiş, kahkahalarla dans ederken görünce çok mutlu olduğumu hatırlıyorum. ve tüm bunlar olurken yemin ediyorum fonda şemmame remix çalıyordu. :)
öptüm.

True Blue kasedini görüp tezahüratlar eşliğinde geldim :D Ne albümdü ama ya. Hepimizi etkiledi. O dönem kimse kaçamadı değil mi? Bugün bile deli gibi dans ederim o albümle. Grunge'a bulaşmama sebebim galiba içimde yatan o her şeye rağmen glam tiplemeden kaynaklı :d Poptur diskodur bunlar bana Nirvana'dan daha yakın geliyor. Cher'i de gördük bu yazıda. Gözlerimden kalpler çıkıyor :D Son albümü Dancing Queen'i dinlemiş miydin? Abba coverlarından oluşuyor. Dünyanın en gay ve en disko albümü olabilir. Cher, Abba söylüyor. Yazarken bile insanın parmakları oynuyor :D Akşam akşam mutlu oldum ya bu yazıyla ahahaha. Kendi kendime gazladım.
YanıtlaSilhoşgeldin! :)
Silben aslında abba ve cher fanı değilim hiç ama bir yerde çalsa burun bükmem, kalkar oynarım hemen. o dönemi zaten çok seviyorum her şeyiyle. cher örövizyon finaline star olarak katılıp dancing queen söylese mesela, hatta arkada da elton john çalsa. :) ay ne acayip. dünyanın en gey şeyi olur bu gerçekten.
bu arada ben de geçen gün senden öğrendiğim grace jones şarkılarını dinliyorum kaç gündür. çok güzel zehirledin beni, teşekkür ederim. :)
Bir saniye yalnız, New Kids On The Block mu? Ay galiba abin ve Feride ile de dışarı çıkmam gerekiyor benim. (Ben Donnie'ye aşıktım.) (Ki bak çok mantıklı çünkü Donnie çok asi ve deri ceketliydi, motor filan sürüyordu. Dolayısıyla belliydi benim grunge köprü altlarına düşeceğim.) (Ayrıca hemen şuraya bir anı ekliyorum. Benim Fırat bir sabah sınıfın ortasında bir NKOTB posteri açtı ve açık arttırma usulüyle satın olmazsak oracıkta parça pinçik edeceğini ilan etti. Donnie'nin yırtılıp çöpü boylamasına izin veremeyecektim, olmayacak bir para verip aldım o posteri. Ben eve yüzüncü NKOTB posteriyle dönerken Fırat da herhalde bir hafta filan döner yedi o parayla.)
YanıtlaSilBen şemmame remix çalmayan partiye parti demem. Kendi çapımda bunu Ankara'ya getirmeye çalıştım, her meyhane sonrası sürükleyebildiğimi türkü bara sürükleyerek. Ama tutmadı.
Ay bir akşam kocamla oturmuş bir yandan çeşitli drinkler alıp bir yandan da youtube'da bunun pek sevdiği Professor of Rock Bey'in bir videosunu seyrediyoruz. "En iyi ama şimdilerde unutulmuş Madonna şarkısı" mıydı, "80'lerin en iyi şarkısı" mıydı neydi, öyle bir başlık. Baktım Madonna'dan bahsetmeye başladı, içimden Live To Tell'i geçirdim. Live To Tell'miş, şarkının yapımcısıyla filan röportaj yaptı. Ama gerçekten nefis bir şarkı değil mi ya? Ben bunları düşünürken kocamdan şu çıktı: "LIVE TO TELL HANGİSİYDİ YA?" Gözlerimi devirmekten kör oldum o akşam. Bir de kendini 80'ler çocuğu sanıyor, şu anda gene gözlerimi deviriyorum.
ock bey'den haberim yoktu hiç, hemen gugıllayıp abone oldum. live to tell çok güzel gerçekten, abimin yine o dönemki en büyük aşklarından biri belinda carlisle idi. aman allahım ne havalı bir kadındı o. live to tell'le la luna'yı birlikte hatırlıyorum ben hep. sanki birinin ardından hemen diğeri çalmalıymış gibi.
Silya sen tabii ki kundakçı donnie varken başkasına aşık olacak değilsin. ben seçmem gerekmedikçe isim vermiyordum ama içten içe jordan'ı beğenip sorduklarında donnie diyordum. bir de ne haddimse artık danny için çok üzülüyordum. diğerlerine göre çok çirkin buluyordum onu çünkü. ahahhahahh bu arada feride o dönem deli gibi minik joe'ya aşıktı. bravo diye bir dergi vardı hatırlıyor musun? orada joe'nun bir hastalığıyla ilgili yazı çıkmıştı, feride gece gündüz ağlıyordu joe iyileşsin diye. ahahahha ama bence en komiği şu, yıllar sonra facebook çıkınca feride'yle ekleştik. o süslü defterlere aşk şiirleri yazıp altına "feride mcintyre" diye imza atan feride, fötöcü olmuş, anasayfası güllü arapçalı kabe resimleriyle doluydu.
bak şimdi getir parmağını başlıyoruz şemmmame şemmame, şemmame bukeee! :))))
Ahhahhhahhahha kundakçı Donnie ay ne güldüm ahhahhha :D Allahım ne kadar isabetli bir tespit! Donnie olmayacaksa ikinci tercihim Jordan'dı. Feride'yi de hemen defterden sildim, ben de gerizekalıydım, hala da gerizekalıyım ama bir yere kadar.
SilBelinda Carlisle inanılmaz havalıydı, bak onun seceresini sayar Şafak şimdi sorsan takır takır ahhahha :D Bir de neden bilmiyorum T'Pau - China In Your Hand çok yer etmiş bunda, oradaki china'nın ülke değil porselen olduğunu da geçen sene benden öğrendi. Daha ne yapabilirim bu evlilik için bilmiyorum.
Na tomto blogu máte skvělý článek a já chci poděkovat panu Pedrovi, úvěrovému úředníkovi, který mi poskytl půjčku ve výši 600 000. Pounds poté, co jsem mu vysvětlil celý můj projekt prostřednictvím jeho soukromého e-mailu na pedroloanss@gmail.com, pak jsme mluvili o sazbě a podmínkách prostřednictvím e-mailu, protože já žiji v Aucklandu a on žije ve Spojeném království, takže po celém procesu mi bylo vyhověno půjčka s flexibilním splácením půjčky.
YanıtlaSilPrávě teď jsem tak vděčný a doporučím každému, kdo má obchodní projekt nebo potřebuje finanční službu, aby kontaktoval pana Pedra na jeho soukromý e-mail.
Ještě jednou děkuji.