tatil için gözüme kestirdiğim arkadaş, bu hayattaki en yeni ve en genç arkadaşım. ismi mutlu.
mutlu ile bundan dört yıl kadar önce çalıştığımız okulda tanıştık. henüz üç ay önce mezun olmuştu. ilk öğretmenlik deneyiminin getirdiği o ürkek haline rağmen gözünden ateş çıkan hem hevesli hem de akıllı bir çocuktu. çocuktu diyorum çünkü onun da hikayesi var.özel okul öğretmenleri yıllık mesaiye en geç ağustosta başlar. biz de o sene tüm kadrosu yenilenen okulun yeni öğretmenleri olarak koca bir ağustosun ardından seminer dönemini devirmiş, epey de kaynaşmıştık. mutlu eylül ortası gibi geldi. ondan önce işe alınan bilişim öğretmeni basiretsiz çıktığı için okul acilen mutlu'yu bulmuş, anlaşmışlar falan.
işteki ilk gün zordur ama ilk defa yapacağın bir işteki ilk gün öfff.. insan bir an önce şu mesai bitsin diye dualar eder, hele ki herkes birbiriyle hahaha hohoho diye kaynaşmışken...
mutlu'nun branşı gereği ders saati azdı. okul idaresi buna hem çocukları daha erken tanıyabilmesi hem de sınıf yönetimi falan gibi konularda bir şeyler kapması için "soni'nin dersine gir" demiş. yeni bir bilişim öğretmeni alındığını biliyordum hatta müdür ona okulu gezdirirken karşılaşıp selamlaşmıştık ama o kadar. o gün tam derse başlayacakken mutlu "gelebilir miyim?" dedi. ben cücelere "aha yeni örtmeniniz" diye onu takdim ederken o da bi' kenara geçti oturdu.
hangi dersti, ne anlattım hiç anımsamıyorum ama dersin sonunda yerinden kalkıp yanıma geldi. "benim de böyle bi' öğretmenim olsaydı keşke, ne güzel geçti, ne kadar eğlenceli ders anlatıyorsunuz hocam" gibi bir şeyler söyledi. övüldüğüm için elbette aşırı mutlu oldum ama okulda hiyerarşi, bu sizler-hocamlar falan beni çok bozuyor. "sigara kullanıyor musun? bi' kahve içelim mi şu yandaki parkta?" diye kaçırdım mutlu'yu.
minik minik sohbet ederken önce siz ve hocam kelimelerini aramızdan kaldırmayı başardım. sonra baktım bu kız dünya tatlısı ve benim bunu iyice rahatlatmam lazım. hazır ikimizin de 1-2 saat daha dersi yokken muhabbeti koyulaştırabiliriz.
bi' ara, kaç doğumlu olduğunu sordum. "95" dedi. bu kadar genç olmasını nedense hiç beklemiyordum. içimden "oha" dışımdan da -hayasız bir insan olduğum için-
"ooo valla mı ya, sen doğduğunda ben oğlanlarla öpüşüyodum" dedim.
zavallım, sigarasının dumanını püskürttü gülerken. ben deliydim ama belli ki o da az değildi. ve akıllıydı da. onu rahatlatmak için yaptığım şakaları ve o "hocam+siz"lerin en azından benimle ilişkisinde yeri olmadığını hemen anladı. bank tepesinde geçen tanışma faslımızı çabucak geride bıraktık. iki yabancı olarak girdiğimiz parktan birbirine ısınmış iki tip olarak çıktık.
sonrasında mutlu zaten okula ve çocuklara çok çabuk adapte oldu. ben de onu sadece arkadaş olarak değil, meslektaş olarak da aşırı sevdim. ama neden?
ha şimdi burada biraz dedikodu yapacağım.
ya allah kahretsin ki bu öğretmenler yığını içinde bu devirde hâlâ çok denyo tipler de var arkadaşlar.okuduğu kitapları dikine üst üste koysan boyunu geçmeyecek öğretmenler, okul kapısından çıkar çıkmaz kontağı kapatmış gibi işiyle ilgili bir sayfa olsun bir şey araştırmayan öğretmenler, telefonu elinden düşürmezken word'de alt satıra geçmeyi bilmeyen öğretmenler, böyle kendi gibi boş beleş tipleri bulunca hemen çocuklar için çalışıp didinen meslektaşını çekiştiren, birisi iyi bir şey yaptı mı asla çekemeyen, onu duvardan duvara vuran öğretmenler... ve dolular. ve her yerdeler. ailelerin devasa paralar döktüğü o özel okullarda da varlar, kürsüye yapışmış gibi takıldıkları devlet okullarında da.
mutlu ilk gününden itibaren bunlar gibi olmamayı seçti. çocuklara en iyi şekilde ulaşabilmek için hep türlü türlü yollar aradı, ilgi alanları için oyunlar düşündü, kendi dersinde benim cücelerden birini keyifsiz gördüyse çocuğun derdine derman olmak için okulda peşime düştü. tabii tüm bunlar olurken allahın cezası okul idaresinin önüne çıkardığı engellerle ve word açmayı bilmeyen öğretmenlerle falan uğraştı.
ben de boş durmadım. özellikle ilk yılında, ona bildiğim ne varsa öğrettim ya da üstüne yığdıkları işlerde destek olup yükünü hafifletmeye çalıştım. deneyimli öğretmen vasfında olduğum ve bilgisayar işlerinde fena olmadığım için bir miktar da olsa işe yaradım sanıyorum ama bence en büyük desteğim kızı delirttiklerinde ve arkasına bakmadan kaçmak istediğinde yanında olmamdı.
ben de öğretmenliğin ilk yılında çok benzer şeyler yaşadım çünkü. o aniden gelen "şimdi şu kapıdan çıkıp gideyim! başlarım öğretmenliğine de çocuğuna da velisine de!" hissini çok iyi biliyorum. çok şanslıydım ki ilk yılımda yanımda yaşım kadar meslek hayatını geride bırakmış, altın kalpli iki sınıf öğretmeni vardı. kod adları çido ve azize olan bu iki kadın beni yeri geldi ana gibi sardı, yeri geldi biri kahvemi yaptı diğeri sigaramı yaktı falan apar topar okulun zula yerlerine kaçırıp sakinleştirdi, yeri geldi lanet okul idaresine ve daha pek çok şeye karşı kalkanım oldular. ve gerçekten bildikleri her şeyi o ilk yılımda bana da öğrettiler.

azize, ben ve çido. / kıbrıs'taki son gecem.
çok kalabalık bir grupla ve benim gidiyor oluşum sebebiyle bir aradayız.
kısacası o yıl ben de mutlu'nun azize ve çido'su olmaya çalıştım elimden geldiğinde.
mutlu bu mini komünün -kafasının çalışma şekli ve başka bir ton daha özelliğiyle- bana en çok benzeyeni olduğu için içinden çıkamadığım pek çok konuda danıştığım bir üyesi olarak hayatımdaki yerini sağlamlaştırdı.
oldum olası yaş hiyerarşisi sevmem, o konuda da hiç sıkıntı çekmedik. zaten kafası epey çalışan bi' çocuk olduğundan bana defalarca akıl vermişliği ya da bulanık gördüğüm şeyleri netleştirmeme falan yardım etmişliği çoktur.
şimdi gelelim tatil arkadaşlığı için neden onu seçtiğime.
ne bileyim, mesela tüm tatil için fethiye'de bir yer rezerve etmiş, parasını da önden ödemiş ve gittiğimizde başka bir yerlere kaçmayı isteyecek kadar sıkılmış olalım. yemin ediyorum tepemize şimşek de düşse, ne olursa olsun oradan kıpırdamayacak arkadaşlarım, "ya saçmalama parasını ödedik, hem bu kadar yol geldik, bu kez de böyle olsun" diyecek arkadaşlarım var. hah işte mutlu bunlardan biri değil.
mutlu'nun kafası böyle anlarda tam benimki gibi çalışır. mutlu, "hımmm parayı şu şekil kurtarabilir miyiz? homm öyle olmaz! a buldum "odada böcek çıktı" deriz, tamam o iş cepte. ben bunu hallederken sen de havluları kurut, bavulu topla. haaa bak şu tarafa geçelim oradan da şuraya geçeriz" gibi hızlı düşünüp harekete geçebilir.
ben bir tatil arkadaşından tam olarak bu tarz atılganlıklar bekliyorum.
ertesi gün işimiz varsa, geceyi erken noktalamamız gerekiyorsa bile coşup yedinci biranın siparişini vermiş olabilirim ama mutlu oyunbozanlık yapmaz. "tamam lan ne olacaksa olsun" diye o da benimle birlikte o kuyuya atlar.
atlar ama hem kendisi hem de benim için kontrolü elden bırakmaz. belki de okuldan kalan bir alışkanlıkla, bir zamanlar ben onu nasıl kolladıysam onun da bir gözü hep bendedir. yani en azından son dört yılı tamamen bu şekilde geçirdik.
mutlu bu satırları okuyacak o sebeple bundan sonrasını direkt ona yazacağım.
sevgili arkadaşım mutlu,
umarım hikayemizi güzel anlatabilmişimdir. akıllı bir şahsiyet olduğun için senin hakkında yazdığım hiçbir şeyin abartılı olmadığını biliyorsun. umarım kafan hep böyle iyi ve iyi niyetli çalışır. yani kuşkum da yok ama olsun yine de sen bu dediğimi unutma. zaten seni bu kadar boşuna övmedim.
aramızdaki koca yıllar şu an bize çok anlamlı gelmeyebilir ama görünen o ki beleş otobüs kartını ben senden önce edinecek, siyatiklerle falan uğraşmaya epey önce başlayacağım. tam o yıllarda kafam e-nabızdan doktor randevusu alamayacak kadar gitmiş olabilir. tüm bilişim yeteneklerinle yanımda olursan sevinirim. ayrıca e-devlet şifremi yirmi beşinci kez unuttuğumda da ilk seni arayacağım, o telefonu mutlaka aç. yoksa inat eder, beynimde kalan son bir iki hücreyle şuraya girer hakkında atıp tutarım. seni çok seviyorum.
öptüm.



Merhaba Mutlu! Sen doğduğunda ben de oğlanlarla öpüşüyordum. Ya yazıyı okumama bile gerek yokmuş aslında, o falçatalı fotoğrafı gördüğüm anda anladım ideal tatil arkadaşı olduğunu ahhahha :D
YanıtlaSilValla anamdan biliyorum, çalıştığın okulda kafa dengi biri yoksa hayat korkunç bir hale geliyor. Hele bir de okul idaresi sevimsizse, duble korkunç. İkinizin için de ayrı ayrı seviniyorum şu anda, birbirinize rastladığınız için 🧡
evet, falçatalı fotoğraf karakteriyle ilgili çok şeyi ele veriyor. :)
Silbirlikte çalıştığımız bütün o zamanı birbirimizi sakinleştirerek geçirdik. falçatalar yerinden çıkıp çıkıp sonra sessize dolaba kaldırıldı. "sabır ulan tamam, bugün de yakmayalım bu okulu" diye diye sonunda ikimiz de oradan kurtulmayı başardık ama cidden çok lazım böyle arkadaşlar. bunca yıldır işle ilgili öğrendiğim en kesin şey şu: bir sürü şeye insan tek başına göğüs gerebiliyor ama ortamda mobbing falan varsa en çok ihtiyacın olan şey iyi bir arkadaş. hem yaşadığının adını koymak hem de buna maruz kaldığında sakinleşebilmek için iyi bir arkadaştan başka hiçbir şey iyi gelmiyor.
mutlu, arkadaşının kına alışverişinden fotoğraflar attı dün. bugün de kim bilir nerelerde göbek atma hazırlığında. linki attım, senin yorumunla birlikte görecek yazıyı. böyle iki yandan sağlı sollu sarıldığımızı düşün sen şimdiden.
Na tomto blogu máte skvělý článek a já chci poděkovat panu Pedrovi, úvěrovému úředníkovi, který mi poskytl půjčku ve výši 600 000. Pounds poté, co jsem mu vysvětlil celý můj projekt prostřednictvím jeho soukromého e-mailu na pedroloanss@gmail.com, pak jsme mluvili o sazbě a podmínkách prostřednictvím e-mailu, protože já žiji v Aucklandu a on žije ve Spojeném království, takže po celém procesu mi bylo vyhověno půjčka s flexibilním splácením půjčky.
YanıtlaSilPrávě teď jsem tak vděčný a doporučím každému, kdo má obchodní projekt nebo potřebuje finanční službu, aby kontaktoval pana Pedra na jeho soukromý e-mail.
Ještě jednou děkuji.