bu arkadaş müzikli mimdeki ayrılmam şarkısının anısını anlatırken aklıma gelen bir arkadaş.
isminin tam ortasındaki hi hecesini ona seslenirken asla çıkarmadığımı fark etiğimden beri adı bece kalan, en son on yıl önce falan gördüğüm ve bir daha ne mesaj ne sosyal medya hiçbir şekilde iletişimimizin olmadığı bir arkadaşı anlatacağım bugün.
bece ile 2005 gibi, şimdi cool kocam, o zamansa sevgilim olan lee vasıtasıyla tanıştık. tanışıklıkları epey eskiydi ama sık görüşmüyorlardı. sonra galiba bir iş için ortak çalışmaya başladılar. sevgilim lee sürekli "sizi tanıştırmam lazım" deyip duruyordu. bu ikili bir akşam bece'nin bana 15 dk mesafedeki evinden arayıp hadi gel dediler. gittim.
o kadar kısa sürede birbirimizi çok sevip iyi arkadaş olduk ki "bizi yakınlaştıran işte şu andı" falan diyemiyorum.
bu arada genel dünya görüşü cart curt dışında benzediğimiz tek bir noktamız yok.
ben olaylar karşısında genellikle sakin bir tipimdir, hemen her şeye atlamam. bece her günü son günüymüş gibi aceleyle yaşar. benim kendime ait güvenli bir alanım vardır, huzurumu kaçıracak şeyleri erken fark eder bir an önce oradan cıslamaya bakarım. bece belaya donsuz koşar falan böyle de zıt taraflardayız.
hani bir önceki yazıda demiştim ya barbie bana arkadaşlarımı yargılamamam gerektiğini öğretti diye, o dönem bunu artık epey halletmiş olduğum için bece'nin bu zıtlığını hiç yadırgamadım. aksine bu zıtlık ikimize de çok iyi geldi.
tanışıklığımızın ilk zamanları bece hayatının nerrrde akşam orrrda sabah bir dönemindeydi, ben onun o hiç bitmez manitacılık hikayeleriyle aşırı eğleniyordum. o ise dünyanın en zor insanıyla altı yıldır birlikte oluşum sebebiyle beni ilişki gurusu falan sanıyordu. onun "aaaa bak, şu oldu, bu oldu, sonra ben bunu dedim, sence iyi mi yaptım, acaba böyle mi yapsaydım?" sorularıyla sabahlara kadar bazen çekirdek bazen de şaraptan tekilaya uzanan geniş alkol skalamız eşliğinde çok eğleniyorduk.
mesela bir sabah, kapısında şu yandaki gibi bir manzara ve ona eşlik eden sesle uyanmak onun keyfini kaçırmazdı. her durumda gülecek bir şey bulur hatta halelaloiiiooo hollallaaiiee diye gidip yumurtasını alır gelirdi.
tanıdığım en alçak gönüllü insanlardan biriydi bu arada. çok iyi bir arkadaş olduğu için onu övdüğümde "ben kızlarla nasıl arkadaş olunur bilmiyordum ki, sen öğrettin" diye cevap verirdi. aslında şimdi daha iyi anlıyorum ne demek istediğini.
sistapawır namına bir geçmişi hiç yoktu. doğup büyüdüğü izmir'de, çevresindeki orta sınıf ailelerin süslü kızlarıyla bir türlü gerçek bağlar kuramadığını anlatırdı. sonra ses mühendisliği okumuş. her yer adamlarcaaaa... tüm hayatı, arkadaşı veya sevgilisi olan pembe götlü erkekleri nazlatmakla geçmiş bir şekilde.
bece'yle arkadaşlığımızın en sıkı fıkı dönemlerinde sevgilim lee ile ayrıldık. kargo'nun ayrılmam'ında anlattığım gibi benim için çok zor bir ayrılıktı. kalbim çatır çutur kırılmıştı, hayatımı yeniden kurup kurgulamam gerekiyordu. tuhaf bir boşluk hissediyordum ama bu boşluğu yeni bir ev, yeni bir iş ya da okul, yeni bir sevgili, yeni herhangi bir şeyle doldurmak için acele de etmiyordum.
tüm bunlar olurken yanımda en çok bece vardı. telefonun ucundaki sesiyle, evime 15 dk mesafedeki evinde yemekleri ve ev sahipliğiyle, "hadi bu gece çıkalım" dediğimde "tamam wuhuuuu on dakikaya hazırım!" cevaplarıyla ve olanca neşesiyle hep yanımdaydı. zaten o dönemi en çok bu wuhhuuuular sonrasında patlayana kadar içmelerimiz ve başımıza açtığımız türlü belalarla hatırlıyorum. oraya da geliyorum.
bece o dönem hayal kahvesi'nde çalan bir grubun tonmaisterliğini yapıyordu. bir gün biz yine bar meyhane geziyoruz ve ben gerçekten çok ama çok sarhoşum. hayal kahvesinin önünden geçerken kapıda arkadaşlarıyla karşılaştı. ayak üstü selamlaştık. sevdiğim bir mekan değil ama arkadaşları ısrar edince girmiş olduk. o gün insanlarla birebir sosyalleşesim yoktu hiç, hemen kendime bir içki alıp üst katta zulada bir yere oturdum. bece bi' ara arkadaşıyla bir şey konuşmak için aşağı indi. ben de bari müzik dinleyeyim dedim ama sahnede çok kötü bir grup vardı.
kendi kendime söylenirken iyice içim sıkıldı. içkim bitti, e zaten içerisi kıyamet gibi kalabalık falan. neyse, bunu bulayım da gidelim diye aşağı indim. zor bela gittim yanına. çantasını yukarıda bırakmış salak, "onu alsana ben de bi' tuvalete gireyim, gidelim" dedi. buradan sonrasını görsellerle anlatacağım.
"pardon, geçebilir miyim, heey" falan derken ilk, duymadı sandım. sonra fark ettim ki duyuyor, görüyor ve ayık ama çekilmiyor. göz göze gelmeyi başardım bir şekilde. yukarıdan da çin ordusu gibi kalabalık inmeye hazırlanıyor. son sesimle ama yine insan gibi bir tonlamayla "pardon geçebilir miyim?" dedim. ne yaptı peki?
gözümün tam içine bakarak önce öfledi, sonra göz devirdi ve hadi bunlara da tamam ama iyice geçti merdivenin önüne. içimden "be cool soni be cool" dedim ama yok nafile, delirtti beni. sakince kulağına doğru eğildim "ben buradan geçerim ama sen de bunu yersin!" diye çaaaat bi' yapıştırdım tokadı manyağa!
ahahahaha sonrası şöyle: bu gerzeğin ilk birkaç saniye neler olduğunu anlayamayışı, benim o arada aşkı memnu'nun son bölümündeki firdevs hanım gibi bi' koşu merdiveni çıkıp çantaları alışım, aşağıdan kopan çığlık sonrası karışan ortalık ve tüm bunların üzerine her şeyden habersiz tuvaletten çıkan bece'yle göz göze gelişimiz, bece'nin üç saniye içinde tüm bu kargaşayı çıkaranın ben olduğumu bir şekilde anlaması ve "ne oluyor ulan!" diye olaya müdahil oluşu...
off allahım allahım! en kötüsü, ben tokadı attığım gibi bece'nin burada çalışıyor olduğunu hatırladım. aaa yarın bu kız buraya gelmek zorunda, ay ben ne yaptım falan derdindeyim ama o tabii baktı güvenlikler bana doğru geliyor, tam bir gözükara manyak olduğu için "o kız durup dururken olay çıkarmaz, ağzınıza sıçarım burada" falan diye coştukça coştu. bir yandan da bar işlerini biliyorum ben, çöp kadın belli ki mekanda birinin bir şeyi. yoksa tek sözüyle üstüme yürümez kimse. baktım ki olay büyüyecek, az daha fıymazsak bu güvenlikler kolumuzu bacağımızı kırıp bizi kaldırıma atacak yapıştım bece'nin koluna çekiştire çekiştire kendimizi kapının dışına atmayı başardım. o an şöyle bir kare getirin gözünüzün önüne. arkadan bunu kucaklamış hatta ayaklarını yerden kesmişim ama o hâlâ içeriye doğru kocaman el kol hareketleriyle "SİKERLER ULAN!" diye bağırıyor. evet tam olarak böyle bağırıyor, manyak çünkü.
sonrasında kendimizi nereye attık hiç hatırlamıyorum ama o sarhoş kafayla asla gocunmadık. aksine sabaha kadar gözümüzden yaşlar gelene kadar güldük ve içmeye devam ettik, sonra da zıbardık yattık. sabah olunca, dün benle birlikte coştu bu deli ama ayılınca allah belanı versin der mi diye korka korka yanına gittim. tam bir manyak olduğu için hâlâ gülüyordu. sallama ya ne olacak diye de rahatlattı beni. ha bu arada tam düşündüğüm gibiymiş, çöp kadın sahnedeki grubun menajeri, solistin ablası, işletmecinin de manitasıymış. yine iyi yırtmışız ama ohh elime de sağlık valla hiç pişman değilim. neyse...
ayrılmam şarkısında geçenle bu hikayenin toplamı bece'yle arkadaşlığımızın özeti gibi. çok kederli anlar var, bu ve benzeri düzeyde karıştığımız suç olayları var, sonunu düşünen kahraman olamaz düsturuyla yola çıkıp kıçımızın üstüne oturduğumuz anlar falan da var.
ama bir an var ki hiç unutmuyorum, o da bir şarkıyla hatırladığım bir an.
2008 yazı, istanbul'dan gitmeye karar vermişim. bece'yi ve buradaki pek çok şeyi çok özleyeceğimi biliyorum ama gitmem lazım. bu şehirde son günlerim, pek çok şeyi son defa yaşıyorum ve bunu biliyorum. parkorman'da whitesnake konserine gittik, sahneye yakın olmayan ama şahane bir açıdan, bir bankın üstüne çıkmış konseri izliyoruz. is this love çalıyor, coverdale'in yanık sesine sarhoş bağırışlarımızla eşlik ediyoruz. çok mutluyuz falan, sonra şarkı bitine bece dönüp bana diyor ki "bok var gidiyorsun!"
o anın videosu da vardı bir yerlerde ama bulamadım, bunu buldum.
whitesnake'ten bir ay kadar sonra, bavul mavul topluyorum. bece kuruçeşme arena'da mfö konserinde çalışıyor, fotoğraf çekmek için tek fırsatı tuvalette karşılaşınca bulabilmişiz.
o zamanlar fotoğrafların rengini falan beğenmeyince mutlaka üstünde oynardım, bunu da böyle yapmışım. bence epey manidar olmuş, zamanın ruhunu yansıtmışım sanatıma.
geride bıraktığımız onlarca partinin ardından bece'yi bazen çok özlüyorum. küsüp bir daha yüz yüze bakamayacak bir şey yaşamadık ama benim gidişimle hayatlarımız çok değişti.
bizi bir arada tutan esas şey yan yana olup türlü olaylar çıkarmak, çeşitli duygu patlamaları yaşayıp birbirimizi sakinleştirmek ya da o patlamaların keyfini sürmekti sanırım. hepsi bitince ve aramıza da uzun mesafeler girince bir daha hiç, bir araya gelmedik. birkaç sene önce, ortak bir arkadaşımızdan iyi olduğunu duydum, o bana yetti. bir gün tekrar yan yana gelsek eskisi gibi olur muyuz bilmiyorum ama içimde ona dair bir kırgınlık yok, umarım onun da yoktur.
öptüm.



Çok ilginç ya film izler gibi oldum :) Lâzım aslında bu arkadaşlar insana, hayata “anı” katıyorlar çünkü ama bi şekilde de kopuluyor özelliklebi taraf evlenince ya da şehir ülke iş vs değiştirince. Ben de ilişkiler gurusu gibi attım tuttum şu an halbuki böyle çılgın birinden hiç kopmuşluğum da yok.. Haydaaa..
YanıtlaSilben bece'yle tanışana kadar kendimi çılgın sanırdım. :) hayat bana başka çılgınlar da bahşetti sağ olsun ama kimse onun yanına yaklaşamadı henüz.
Silbiz koptuk ama siz umarım hiç kopmazsınız. ❤
Ne hoşmuş...
YanıtlaSilhatırlaması çok iyi geldi bana da. ❤
SilAy üç kere okudum, ne güzel bir arkadaşlık hikayesi 🧡 Bence bir gün tekrar yan yana gelseniz eskisi gibi değil, başka türlü ama gene böyle önemli bir arkadaşlık olur, ne bileyim sanki bana öyle geldi.
YanıtlaSilÇöp kadınlara ve adamlara atamadığım tokatlar yıllardır içimde birikiyor. Artık çok geç galiba tokat atmaya başlamak için :/
ben de okudum defalarca. her satırdan sonra aklıma buraya yazmadığım bir sürü başka şey geldi. haahahhahha hoohohoho diye kahkahalar attım kendi kendime. bence yaptığım bir şeyler için değil ama gidişimle birlikte yapmadıklarım ve yanında olmadığım anlar için bana kırgın olabilir. çok isterdim hakkında yazdıklarımı okumasını ama bir gün karşılaşırsak ilk işim bak bak diye bu sayfayı göstermek olacak.
Silartık ben de atmıyorum o tokatları. hep içime atıyorum. :/