10 Mart 2020

ağrılar, kilolar, can sıkıntıları, deniz otobüsü, osman

cuma akşamından beri belim ağrıyordu, aynı ağrı dün sanki belimden yavaşça sol basenime ve bacaklarıma doğru seyirmeye başladı. doktora gitmedim, bence sebebi belli. daha üç beş gün önce burada gocunmuyorum dediğim o löp löp etler yüzünden ağrıyor artık oram buram. şubat başında başka bir şey için gittiğim doktorum "proteini arttırman lazım" deyince peynire ve fındık fıstığa abandığım için sanırım bu bir ayda yine kilo aldım ben. 

bugün bursa'ya gidecektim mayka'yı görmeye, dün akşam belim ağrıyor diye önce bi ' kendime geleyim deyip salıya erteledim. hazır bugün buradayken de anneme söz verdim birlikte pazara gideriz diye. birazdan evden çıkmam lazım. pazara gidemeden yarı yoldan dönmemeyi, yürüdükçe ağrının biraz olsun dağılmasını umuyorum. 

sigarayı bırakıp şöyle en azından bir 15 kilo versem sağlığım için çok önemli ve şahane adımlar atmış olacağım ama yok. insanlar neler başarıyor ben halen "keşke sigaranın sağlığa faydalı olduğu keşfedilse, keşke sadece kahve içerek bütün vitaminleri alabilsek" diye hayaller kuruyorum.

kalkıp giyinmem lazım artık. hiç umudum yok ama pazar dönüşü bir de kitap okuma ışığı arayacağım mahallede. evimde değilken özellikle uykudan önce canım çok sıkılıyor. internet falan da olmayacak en azından doya doya kitap okurum. ama önce o ışığı bulmam lazım. 

ördüğüm ayının burnu hiç istediğim gibi olmadı, utancımdan buraya da koyamadım. sonra bir tavşan ve bir pikaçu daha ördüm. hepsi birbirinden şekilsiz ama yapacak bir şey yok.

dün üsttekileri yazıp pazara doğru yola çıktım. neyse ki korktuğum olmadı hatta fellik fellik gezdim mahallede. bu da bedenimin bana bir işareti: ağrıtıyorum ama yürümene engel değil, kaldır şu kıçını elin ayağın tutuyorken, bi’ doğrult şu işi!

bu arada bunları kadıköy’e giden bir sarı dolmuşun ön koltuğundan yazıyorum.  mudanya’ya giden bir deniz otobüsüne bilet aldım. saat şu an 15.58 ve biletimde 16.50 yazıyor. aslında sadece 20 dakikalık bir mesafe ama lanet olsun ki burası İstanbul. umarım yetişirim. 

ilk kez bloga telefondan yazı girdim, çok zormuş. hareket halindeki bir sarı dolmuştan yazmak daha da zor. ama nazar değmesin, yollar açık olsun diye dua ediyorum içimden. 

ben evden çıkarken televizyonda sağlık bakanı konuşuyordu. dediklerinden çıkarabilecek özet: “neredeler, kimler bilmiyoruz ama aramızdalar, herkes götü kollasın!” bir bilimkurgu filminde gibi hissettiriyor bu olanlar. normalde kimyasallı diye uzak durduğum o activex’in ıslak mendillerinden aldım, çantamda 4 tane mandalina var,  her gün vitamin içiyorum, çıkarken annemi de tembihledim gerekmedikçe kalabalığa karışmasın diye. sağlık bakanı ile aldığımız önlemler arasında bir fark yok gibi geliyor, annesine falan bu önlemlerden daha fazlasını salık veriyor mu acaba? 

bu salgın paranoyası içinde çok iyi bir fikir değil tabii kutu gibi bir deniz otobüsü içinde, büyük bir kısmı turist 100-150 kişiyle iki saat geçirmek. ama şimdi gitmezsem sonra hiç cesaret edemem gibi geldi. maykayı çok özledim, geçen yılın sonundan beri bursa’da gitmediği hastane, yapılmadık işlem bırakmadı. kronik koah hastası ama kendisi “ay tamam canım, yaşlılık işte abartmayın” şeklinde konuyu kapatıyor. bir, en ufak ağrıda hayatı resmen durduran benim gibiler var bir de mayka ve annem gibi sabaha kadar ağrıdan sızıdan uyuyamasa da kalkıp çay koyup kaldığı yerden devam edenler. 

saat 16.50. yetiştim. oturduğum yerden şunu çektim.




arkamda bir kız var, bi’ call center ile başı dertte, telefonda osman’ı şikayet ediyor her yere. geçmiş olsun osman. 

epey değişik bir yazı oldu. 

öptüm. 

1 yorum :

  1. Telefondan hayatta yazı giremem. Hakikaten de değişik bir yazı olmuş.:)
    Blog dünyasına da hoşgeldin. Bloğuna mail abonelik butonu koyarsan daha rahat takip edebiliriz:)

    YanıtlaSil