dün dedim ki şubat ayı yazma çelıncında 4. madde yerine 2020'de okumak istediğim kitapları listeleyeyim. sözümü tutmaya geldim.
• hep yek - seray şahiner
• kul - seray şahiner
• deli bal - pelin buzluk
• hayat yolları - alice miller
• çekilir dert değil - özge calafato
• kadınlığın 21 hikayesi - seçki
• kadınlığın 21 hikayesi - seçki
• alis harikalar diyarından tüymüş bulunuyor - seçki
• başka ateşler - latin amerikalı kadın yazarlar antolojisi
• atları bağlayın geceyi burada geçireceğiz - melisa kesmez
• isveç kibritleri - robert sabatier
• babam aşkale'ye gitmedi - zaven biberyan
belki başka şeyler de vardır ama aklıma ilk gelenler bunlardı.
listede kadınlar tarafından yazılmamış sadece iki kitap var. bilinçli bir tercih değildi ama iyi denk gelmiş. sanırım bir noktada içim şişti o koca koca erkek bakış açılarından ve kadınları kadınlardan daha iyi anlatma iddialarından falan.
isveç kibritleri'ni bir çocuk hikayesi olduğu merak ediyorum. yazarın biyografisinde gördüğüm çocukluk ve gençlik deneyimleri güzel bir kitap yazmasını sağlamıştır gibi geldi. şöyle ki:
kitap da zaten annesini kaybetmiş, olivier adındaki bir çocuğun başına gelenleri anlatıyormuş. bir yerlerde 'bol tasvirli, ağır yürüyen bir kitap' demişler. allah biliyor ya uzun uzun tasvirlerden de içim şişiyor artık ama elimde süründürmeden bitirmeyi başarırım umarım.
zaven biberyan'ı çoktandır ermeni edebiyatından bir şey okumadığım ve dün zihin bey'in bloguna yaptığım bir yorumda bunu ne kadar özlediğimi fark ettiğim için heyecanla ekledim.
zaven biberyan'ı çoktandır ermeni edebiyatından bir şey okumadığım ve dün zihin bey'in bloguna yaptığım bir yorumda bunu ne kadar özlediğimi fark ettiğim için heyecanla ekledim.
bu fotoğrafı aras yayıncılık twitter'da paylaşmış. tarih 2 ağustos 1943 imiş ve zaven bey burada askerdeymiş. mobiletle uzaklara bakıp fotoğraf çekilmeyi ben babamın kuşağı ile başlayan bir şey sanıyordum. meğer ondan daha eskiymiş.
bence çok güzel bir fotoğraf. mobilet var, manzara var, hava güzel. daha ne olsun.
bence çok güzel bir fotoğraf. mobilet var, manzara var, hava güzel. daha ne olsun.
kalan 11 ay için 11 kitap hiç iyi bir rakam değil ama bir şeyler oldu bana. yaşlanmak denen şeyi bel ağrılarından ve artık sürekli takmak zorunda olduğum gözlüğümden önce bu okuduğum kitap sayısının azalması hâlinden anladım. otuz beşi geçip kırka yürüyen hangi arkadaşımla konuştuysam onlar da öyle dedi. 'ne yaparsan gençlikte' sözü meğer kitap okumak için de geçerliymiş. bir ay içinde sekiz-on kitap okuyup bitirenin ben olduğuma falan inanamıyorum şimdi. neden böyle bilmiyorum, acaba artık başka hayatlar, hikayeler mi insanın ilgisini çekmiyor gençlikteki kadar yoksa düpedüz tembellik mi bu? neyse, ben kendimi "aaa ama mesleki şeyler okuyorum daha bir dünya" diye kandırmaya devam edeceğim elbette.
listeyi tamamlar ve yanına seray şahiner ve melisa kesmez'in diğer kitaplarından da kondurursam kendimi epey başarılı hissedeceğim.
kutlamayı da birgül'ün umarım 2020 bitmeden çıkacak yeni kitabı ile yapacağım.
tam olarak şu şekil bir kutlamadan bahsediyorum:
e sizde ne var ne yok?


Sanırım Aras Yayınları, Babam Aşkale'ye Gitmedi'yi eksiklerini gidererek Karıncaların Günbatımı diye yeniden bastı. Valla çok da güzeldi Karıncaların Günbatımı. Sevmeyeni de çok oldu etrafımda, ben çok beğenmiştim. Yüklüklü. Yarabbi ne güzel fotoğrafmış Zaven Bey'inki.
YanıtlaSilBen de okumadığımı farkettim, çok bozuldum. Sonra kendimi cebren ve hileyle okumaya sevketmeye karar verdim. Gündüz okuyabilmek lazım sanırım. Üç-beş sayfa da olsa gündüz okumayınca gece üstüne uyuyorum kitapların. Bitmiyor o kitaplar gece uyuyarak.
Yav ben Özge'yi tanıyorum, Özge Calafato. Kitabı indirdim altkitap'tan, okuyacağım. Ay çok heyecanlandım' Özge'yle aynı liseden mezunuz, benden 4-5 sınıf küçüktür. O koca okuldaki ilgi çekici tek çocuktu. Nasıl güzel bir ruh, nasıl nazik bir varoluş, gözlerinden zeka fışkırıyordu. Zaten sanırım o ayı ini okuldan çıkıp da Boğaziçi'nde Siyaset Bilimi okuyan başka kimse olmadı :D
Özge'yle arkadaşlığımız da aynı kendisi gibi nazik ve başka bir şeye benzemeyen bir arkadaşlıktı. Öğle tatillerinde bizim sınıfa gelir, boş bir sıraya oturup resim yapar, yazı yazardı; yan gözle bana bakardı. Durduramadığım bir merakla ve abla şefkatiyle sevdim Özge'yi.
Ay çok uzun yazdım yarabbi gene. Sana email attım. Şimdi çalışmaya gidiyorum ♥
şimdi sen yazınca baktım dediğin gibi karıncaların günbatımı'ymış kitabın esas adı. bende nereden ve nasıl geldiği belli olmayan 1998 basımı bir pdf var (o da aras yayıncılık), oradan okuyacağım bu aşkaleli versiyonuyla artık. yanında bir de 'yalnızlar' diye bir kitabı vardı zaven bey'in ama istanbul'da geçiyormuş. yüklük yanı hasretiyle diğerini seçtim. umarım yalnızlar da 2020 bitmeden şu listeye eklenir.
Silaltkitap'a çok müteşekkirim ben ya! beni 2000 sonrası yeni yazarlarla tanıştıran en sağlam kaynak oldular keşfettiğimden beri. o hoop diye indirilen tertemiz pdf dosyaları ile kıbrıs'ta çok içim açılıyordu. binlerce öğrencinin yaşadığı ama klasikler ve salak salak çerez kitaplar dışında bir şey satılmayan tek bir kitabevine sahip bir şehirde altı sene yaşadım ve almaya heveslendiğim kitaplar da zaten türkiye fiyatının en az iki katıydı.
altkitap öykü seçkilerinden hatırlıyorum özge calafato'yu, zaten çok hevesliydim de sen böyle anlatınca daha da mutlu oldum. ne güzel çocukmuş öyle.
mailini aldım hatta cevap da yazdım ama buradan da yazayım: o boncuk gözlerine, selvi boyuna kurban oyy ölem ölemmm! (böyle göğse göğse vurmalı)
birgül'ün kitabı çıkınca bi' kaçıp gelsen keşke 1-2 günlüğüne de olsa buralara. sen gelince güçlerimizi birleştirir onu evden çıkarırız bence.
"aaaa ama bak mina ta ankaralardan çıktı geldi hadi bacım hadi gidiyoruz" diye başlayıp "ooppaaa şerefeee" diye devam eden bir gece düşündüm aklım yerinden oynadı.