3 Şubat 2020

merhaba!

bu dördüncü blogum ve fark ettim ki yaklaşık dört senede bir bana bi' haller oluyor ve yeni bloglar açıp macerama öyle devam ediyorum. yine öyle bi' geldiler işte. 

bu kadar uzun süre yazmak ne güzel diyorum hep ama istikrarla bu işi sürdürmek çok kolay değil, en azından benim için. nasıl başlayacağımı düşünürken gittim pinterest'e journal prompt yazdım karşıma bu çıktı. 

altta şubat ayı içi olan da vardı ama soruların çoğu içimi açmadı, kalanlar da zaten önceden hakkında yazdığım şeylerdi. şubata fazla gelen o son iki soruyu da yapmam sanırım. aman derdim bu olsun. 

öyle işte, bugün ilk 3 günle başlıyorum. şubat boyunca burada olmaya çalışacağım her gün. o arada gündelik olan bitenleri de şaaparım. 

#1: olmasını en çok beklediğim şey: 
daha ilk sorudan pas diyeceğimi hiç düşünmemiştim. yazabilirim sandım ama olmadı, yazıp yazıp sildim. bence yazmama gerek de yok, beni biraz olsun tanıyıp da şunu okuyan varsa zaten biliyor. sadece gelecekteki kendime bir notum var: olduysa ne güzel. olmadıysa da belki böyle gerektiği içindir, üzülme. 

#2: bu ay hedeflediğim üç şey: 
havai fişeklerle ilan etmeyi istesem de kesinleşmeden nümayişe çevirmek istemediğim haberi bu vesileyle vereyim, yazdığım çocuk kitabı epey havalı bir yayınevinden çıkıyor. kesinleşmekten kast ettiğim, sözleşmeye atılacak imzalar. o imza dışındaki şeyler tamam. geçen hafta gittim görüştük, onlar mutlu ben mutlu. yayın koordinatörü, son aylarda kendilerine gelen 60 dosya içinden 10 tanesinin seçildiğini, benimkininse en beğendiklerinden biri olduğunu söyledi. 

ilk hedefim kitabın tüm düzeltmelerini bitirip "tamam işte bu!" diyebilmek ki aslında dedim bence bunu. sadece aynı şeyle çok fazla içli dışlı olunca insanın kafası bir acayip oluyor, yüz defa baktığım şeyde gözümden kaçan yazım hataları, eksik harf vb var hâlen. 'gitmesi' yazmam gerekirken 'gimesi' falan yazmışım mesela. 

ikinci hedefimde de fena durumda değilim. aklımda iki kitap projesi daha var. biri daha çok ajanda gibi bir şey, diğeri ise çocuklara yazılmış gibi görünen ama ebeveynlere de "he kızım bak sana diyorum gelinim sen anla" cinsinden bir kitap fikri. ajanda gibi olanın  (ki ismi bile hazır) yaratıcı birkaç fikre ihtiyacı var, üzerine düşünüp onu tamamlamak istiyorum bu ay içinde. diğerini bitirmek bu ay içindeki hedeflerimde yok ama yine de kafamdakileri yazıya geçirsem çok iyi olacak. 

üçüncü hedef sigarayı bırakmak olsun mu? evet, tamam üçüncü hedefim bu!

#3: on sözcükle bir gününü anlat:
on sözcük olmasın o, on madde olsun. 

1.  uyan
2.  pencereleri aç. 
3.  kahve iç.
4.  bir şeyler ye.
5.  ortalığı topla.
6.  dışarı çıkacaksan hazırlan. evdeysen bilgisayarı aç. 
7.  bilgisayardaki işlerini yap. 
8.  anneyle zaman geçir. 
9.  kitap oku. 
10. bir şeyler izlerken uyumaya çalış. 

bu arada fark ettim ki 1.ve 4. sorunun cevabı neredeyse aynı. yarın onun yerine, 2020'de okumak istediğim kitaplardan bir liste yapayım diyorum. sonra yine 5. günden devam ederim. 

hayalimdeki şubat hiç de camdan gördüğüm gibi değil, tam olarak şöyle bir şey diyerek gidiyorum. 

öptüm. 


5 yorum :

  1. Hehhehhe falovır nambır van oldum. Ekran görüntüsü alıcam, başkası gelip en birinci takipçi olduğunu iddia eder filan, neme lazım.

    Ay kitap gelişmelerine çok sevindim! Kız yolla bitirince, bir de ben son okuma yapayım, senden kaçan "gimesi"leri ben yakalayayım. Benden kaçan gimesileri de artık yayınevinin son okumacısı yakalar.

    05:30'da köpek terörüyle kalktım; camdan gördüğüm şubat, şubat değil. Camdan bir bok görünmüyor, bayağı gece yarısı. Ben de yazıcam buraya her gün seninle beraber:

    1. Bu aydan bir beklentim yok, sadece sakin geçsin diye umuyorum.
    2. Spora gideyim, ders çalışayım, tırnaklarımı kemirmeyi bırakayım.
    3. Kahve, sigara, internetler, köpenkler, müzik, inşaat, kepçe operatörü, annemi arayayım, akşam yemeği, yatakta kitap okumaklar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bak şu an "hoşşşgeldin gönlümün birincisi" diyorum ve sen de nereden geldiği belli olmayan keman nağmeleri eşliğinde ahşap merdivenlerden inerken boşluğa doğru kadeh kaldırıyorsun çünkü az önce zihnibeyin blogunda gördüm ki en son yüklüğün orada bırakmışım seni. biri bizi oralardan almazsa o yüklüğün yanında kalacak tipleriz biz. hatta "hele yok mu bi' katmer, pişi falan getiren!" diye kitap içinde homurdanacak, çağırmasalar hep orada kalıp kömür kokacak tipler... aslında ayh böyle anlatınca hiç de kötü bi' fikir gibi de gelmedi aslında ya.

      kitabı atayım sana email olarak, buraya ismini yazamadım ama sana yazacağım, beni bu gimesilerden kurtarmakla kalma, fikir de beyan et lütfen tamam mı?

      her gün gel yaz, ben senin çelınclarını çok beğeniyorum. çelinc arasına giren o gocabaş karakafalara zaten ayrı hayranım. aklımda çirkin ördek yavrusu gibi bir hikaye var. kocamanlığından herkesin ürktüğü, ayı cüssesinden korktukları için hiçbir köpeğin kendisiyle oynamadığı bir kara köpek hikayesi.herkes gelip sahibine "ısırır mı" diye soruyor, her seferinde kalbi bir kez daha kırılıyor falan. ilhamım ayı hayvanı cüssesi altında minicik pembiş bir kalp taşıyan sifu ama seninkilerde de böyle hayat deneyimleri olduğuna eminim. ne dersin güzel mi bu?

      Sil
    2. Ay güzel! Valla sokaklarda bağırasım geliyor, "Yurttaşlar! Romalılar! Bunların küçük olanlarının asabı daha bozuk oluyor!" diye. Yani herkes market torbalarının koklanmasına izin verse dünya ne güzel bir yer olurdu ayrıca :D

      Ay beni yüklükten çıkarıp hoca tutumuşlar, adab-ı muaşeret ve salon hayatı öğretmişler. Şimdi beni yüklükte görüp kaçan havai genç fabrikatörden intikam alacağım mecburen.

      Sil
  2. Falovır nambır tu ses veriyor!
    Ayın ortasından itibaren başlarım tahminen. Güzel sorular. Güzel bir gif. Sonik Hanımlar hoşgelmişler tekrardan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok sevindim ikinizi buralarda gördüğüme! bir yerden dönmem lazımdı. bu sorular mecbur bırakacak siz de yazmak için motive edeceksiniz. ayhh 'yaşasın blogculuk!' diye slogan atarak döneceğimi kim tahmin ederdi? :)))

      Sil