çünkü tatil gelecekti ve ben çok özlediğim biriyle geçirecektim bu tatili.
tatlış, mutlu ve rahatlamış olacaktım. olmadı.
tatlış, mutlu ve rahatlamış olacaktım. olmadı.
cuma gününü işten dönüp uyuyarak geçirdim. cumartesiyi ise giyinip süslenip kendimi kadıköy'e atarak. atarak dediğim de umut'la bi yerlere oturup içmek. 2 bira ve bir espresso martini. bir de iki barın arasına sıkıştırdığım mantarlı tost.
umut'un beynini dertlerimle yedim biraz. beni sallamadı pek ama yine de bir sürü şey söyledi dağılmayayım diye. övdü, gömdü ve güldürdü.
gece 3 gibi taksiye bindirdi. taksici yol boyunca konuştu. biraz sussun diye ben de konuşmak zorunda kaldım. eve 3 km kala hala "ben tayyipçiyim" diyordu. 3 km boyunca nasıl konuştuysam artık kapımın önünde beni indirirken "haklısın, öyle düşününce haklısın" deyip duruyordu. "e be adam, öyle düşününce değil, azıcık düşününce tabii ki haklıyım" demedim. "iyi geceler abi" dedim.
eve döner dönmez uyudum. öğleden sonra uyanıp aynada kendime bakınca gördüğüme inanamadım, evden çıkarken yaptığım makyaj maşallah bi gram oynamamış. içimden "ne de güzelim, keşke görseydi beni" cümlesi geçti. makyajımı silerken aklımdan geçen bu cümleyi de silmeye çalıştım. görmesin.
kafam dolu içimse bomboş. aynı hafta içinde hem aşık olduğu adamdan hem de hayattaki en yakın arkadaşından ayrılan biri nasılsa öyleyim işte. iyi olacak mıyım bi ara?
yarın için aynı hastanedeki üç ayrı tıbbi birimden randevu aldım. ne zamandır ertelediğim şeylerdi. sanırım şimdi tam zamanı.
içimdeki boşluğu telafi edecek şeyler bulmaya çalışıyorum. başarabilirim umarım. böyle yaşanmaz çünkü. yaşaması çok zor günlerdeyim.
“There is no peace, I'm sorry to say. We find it. We lose it. We find it again. We lose it again.” ― Kurt Vonnegut
YanıtlaSil