her gün evdeki sevdiğim bir şeyin fotoğrafını çekip koyayım diye kendi kendime çelınc eyleyeyim demiştim en son. öğlen temizlik yaparken bu şahane fikrimi hatırladım, gözüme kestirdiğim ilk şeyi kaptım hemen.
bir öğrencimin kendi elleriyle şekil verdiği, sırlayıp fırınladığı bu seramik ev kitaplıkta duruyor. ne zaman göz göze gelsek n. kuşumun hünerli minicik elleriyle uzatırken kurduğu o sihirli cümleyi hatırlıyorum. "senin de böyle evin olsun!"
müzikli mimde sıradaki soru bir soundtrack şarkısı soruyor. bu soruyla iş bu mimi artık kendime göre yapmaya karar verdim çünkü anladım ki bazen tek bir cevap veremiyorum sorulara. bir sürü sevdiğim soundtrack var, aklıma ne geldiyse sıralayacağım.
bir öğrencimin kendi elleriyle şekil verdiği, sırlayıp fırınladığı bu seramik ev kitaplıkta duruyor. ne zaman göz göze gelsek n. kuşumun hünerli minicik elleriyle uzatırken kurduğu o sihirli cümleyi hatırlıyorum. "senin de böyle evin olsun!"
müzikli mimde sıradaki soru bir soundtrack şarkısı soruyor. bu soruyla iş bu mimi artık kendime göre yapmaya karar verdim çünkü anladım ki bazen tek bir cevap veremiyorum sorulara. bir sürü sevdiğim soundtrack var, aklıma ne geldiyse sıralayacağım.
ilk ikisi sanırım bunlar:
long road ne kadar depresif bir yolsa face of love o kadar umut dolu gibi. sözleri bambaşka bir hikaye anlatsa da melodinin bana hissettirdiği bir şeyler var.
"biliyorum şu an acı çekiyorsun ama ama sabret sen bak geçecek hepsi" der gibi bir şeyler.
bir diğer filmden iki şarkı üsttekiler gibi duygularıma hitap ettiği için kalmadı aklımda. "ay çok iyi müzik bu" cümlesiyle kaldı.
whiplash'i sinemada izlemiştim. film olarak bayılmadım ama o şahane çalınmış şarkıları sinema salonunda adeta bir konser gibi dinleyebiliyor oluşuma çok sevinmiştim. uzun süre cd'si çıksın diye bekledim ama sonra dayanamayıp youtube'dan mp3 olarak indirmiştim. o sene bol bol bu iki şarkıyı dinledik yollarda.
aklıma gelen üçüncü filmin müzikleri durup dururken açıp dinlediğim şarkılar değil aslında. ama filme yakışmak açısından çok iyi seçimler gibi geliyor. açıp dinlemem dedim ama bu iki şarkı nerede karşıma çıksa sevinir, sonuna kadar da içlene içlene dinlerim.
ağla sevdam, duvara karşı'da da kullanılmıştı ve ben ağlamıştım. aklıma gelmişken hemen duvara karşı ikilemesi de yapayım.
bir tane daha ekleyeyim o da son olsun. zaten bu gezegende sanırım alttakini bilmeyen yok.
geçenlerde fermina'nın blogunda bir yorumda çocuklar kudurduğu zaman o kaostan çıkmak için bağırıp çağırmak yerine durağan bir şeyler açıp kendi kendilerine sakinleşmelerini beklediğimi yazmıştım. bu şarkı sadece onlara değil bana da iyi geldi hep. sadece durmak için, karmaşadan uzaklaşıp sessizce kendine kavuşmak için hafızanda böyle iyi bir şarkı varsa iki buçuk dakika yetebiliyor bazen. farklı sınıflarımda o kadar çok çaldı ki anısı içindeki nota vuruşundan çoktur.
(üsttekiler yazıldıktan 2 saat sonra)
birkaç saat önce sokağa çıkma yasağı geldi. oysa ki bu gece kocamla sözleşmiştik, günler sonra gece yarısı arabayla çıkıp sokaklarda bir tur atacaktık, bu bizim karantina date'imiz olacaktı. gece çıkamayacağımızı öğrenince apar topar hazırlanıp attık kendimizi arabaya. lakin sokaklar hiç beklediğimiz gibi değildi. biz sessiz sokaklarda gecenin karanlığında iki nefes alalım diyorduk, sokaklar insan doluydu, insanlar ekmek ve tekel kuyruğundaydılar. caddeler araba doluydu, tatsız iki tur atıp geri döndük eve.
dönüp ne yazdığıma baktım. sıradan zevklerimle dolu bir soundtrack yazısı olmuş. yeni şeyler dinlemeyi bıraktım sanırım artık ben iyice hatta film de izlemiyorum. kocamın bana özel övdüğü filmleri izliyorum sadece. onda da zavallım nasıl çabalıyor. "bak yemin ederim sen çok seveceksin bu filmi" falan demediyse kesinlikle burun büküyorum, sonra izleriz diye geçiştirmeye çalışıyorum. vallahi çok korkuyorum ot gelip saman gideceğim diye ama yaşlandım mı artık nedir kafam kaldırmıyor, içim almıyor.
güzel bir şeyle bitireyim yazıyı.
geçen gün bahsettiğim christa'nın bugün paylaştığı şu resme meftun oldum:
resmin adı "sailing off gloucester" 1880'de amerikalı ressam winslow homer tarafından yapılmış.
aklıma şu şarkıyı getirdi. şimdi biraz onu dinleyip sevgili winslow'un diğer resimlerinin peşine düşeceğim. umarım yarın görüşürüz.
öptüm.
aklıma gelen üçüncü filmin müzikleri durup dururken açıp dinlediğim şarkılar değil aslında. ama filme yakışmak açısından çok iyi seçimler gibi geliyor. açıp dinlemem dedim ama bu iki şarkı nerede karşıma çıksa sevinir, sonuna kadar da içlene içlene dinlerim.
ağla sevdam, duvara karşı'da da kullanılmıştı ve ben ağlamıştım. aklıma gelmişken hemen duvara karşı ikilemesi de yapayım.
bu iki şarkı da filme özel yapılmış şarkılar değiller ama o sahnelerin hakkı başka şarkılarla vallahi de billahi de verilemezmiş. sanki o an için yazılmış gibiler. eğer bir noktada duvara karşı övmeye başlarsam bu yazı bitmeyeceği için bu konuyu kapatıyorum.
bir tane daha ekleyeyim o da son olsun. zaten bu gezegende sanırım alttakini bilmeyen yok.
(üsttekiler yazıldıktan 2 saat sonra)
birkaç saat önce sokağa çıkma yasağı geldi. oysa ki bu gece kocamla sözleşmiştik, günler sonra gece yarısı arabayla çıkıp sokaklarda bir tur atacaktık, bu bizim karantina date'imiz olacaktı. gece çıkamayacağımızı öğrenince apar topar hazırlanıp attık kendimizi arabaya. lakin sokaklar hiç beklediğimiz gibi değildi. biz sessiz sokaklarda gecenin karanlığında iki nefes alalım diyorduk, sokaklar insan doluydu, insanlar ekmek ve tekel kuyruğundaydılar. caddeler araba doluydu, tatsız iki tur atıp geri döndük eve.
dönüp ne yazdığıma baktım. sıradan zevklerimle dolu bir soundtrack yazısı olmuş. yeni şeyler dinlemeyi bıraktım sanırım artık ben iyice hatta film de izlemiyorum. kocamın bana özel övdüğü filmleri izliyorum sadece. onda da zavallım nasıl çabalıyor. "bak yemin ederim sen çok seveceksin bu filmi" falan demediyse kesinlikle burun büküyorum, sonra izleriz diye geçiştirmeye çalışıyorum. vallahi çok korkuyorum ot gelip saman gideceğim diye ama yaşlandım mı artık nedir kafam kaldırmıyor, içim almıyor.
güzel bir şeyle bitireyim yazıyı.
geçen gün bahsettiğim christa'nın bugün paylaştığı şu resme meftun oldum:
resmin adı "sailing off gloucester" 1880'de amerikalı ressam winslow homer tarafından yapılmış.
aklıma şu şarkıyı getirdi. şimdi biraz onu dinleyip sevgili winslow'un diğer resimlerinin peşine düşeceğim. umarım yarın görüşürüz.
öptüm.


Selamlar blogunuzu takipteyim sizde blogumu takip edip son yazıma yorum yaparsanız çok ama çok mutlu olurum :)
YanıtlaSilNe kadar tatliş öğrencinizin ellerine sağlık
YanıtlaSilevimin her yeri böyle minik hatıralarıyla dolu. iyi ki varlar. ❤
Sil