anca saksı falan sığan süs balkonlarından. bitkilerle aram iyi değil. sulamayı unutuyorum ya da boğuveriyorum. annemle abim güneşin yönüne göre pozisyonlarını ayarlıyor, bitki besinleri, budamalar, okşamalar... onlarınki çiçek açıyor benimkiler can çekişiyor.
bu balkon aslında sifu'nundu. ona özel tasarlanmış gibi, uyuyup uzandığında tam olarak sığacağı büyüklükte. soğuktan ve yağmurdan nefret ederdi ama bahar gelince çıkıp sokağı seyreder, yaz geceleri sıcaktan bunalınca o koskoca bedenini yavru köpek gibi küçültüp sığışır orada uyurdu.
sifu gidince bomboş kaldı balkon. bazen salonda oturduğum yerden bakarken, bazen de eve dönüşte kafamı kaldırıp onu göremeyince ve yokluğu mideme tekmeler atınca o boşlukla her göz göze geldiğimde ağladım.
sonra bir sürü çiçek edindim, çoğunu annem verdi, bir tanesi abimin hediyesi...
sifu'nun balkonunda çiçekler açsın istedim.
sonra pırpır geldi.
evin, evdeki her şeyin ve bizim sahibimiz olduğuna nasıl eminse balkonun da sahibi olduğunu düşünüyor ama onun için çok tehlikeliydi o kocaman aralıklı parmaklıklar. bir de bu salak, tepkilerine hiç hakim değil. refleksleri ışık hızında ve bir anlık gerzekliğiyle aşağı düşse anca aşağıdaki bahçenin tozu toprağı ağzına burnuna doluşunca anlar uçup yere yapıştığını. ki bu en iyi ihtimal.
neyse, balkona her çıktığında ödüm koptuğu için ama 2. kat yüksekliğinden sokakta olan biteni izlemeye bayıldığı için bir şey yapmalıydım, şu alttakini yaptım:
"he bunları biliyorum" dedim. hatta sonra "polis 1 mayıs'ta bunları takıyor gözaltına aldıklarına, nasıl hızlarını alamadılarsa artık kelepçe yetmiyor adamlara" da dedim.
uzun bir sessizlik oldu. ne diyeceğini bilemedi adam. uzattığı pos cihazına kartımı dıtlattırıp kaçtım. 2 metre boyunda ama oldukça hafif tel rulosunu sırtıma vurup eve taşıdım. balkona şaapması yarım saat falan sürdü. o ara kocam milyon tane direktif verdi, o direktifler olmasa da yarım saat sürerdi ama onun sayesinde bu işin çözüldüğüne aşırı emin şu an.
artık düşme ihtimali yok. belki balkon bu tel sistemiyle tamamen kaplansa daha sağlıklı olacaktı ama 1 metrelik tel bariyeri aşıp atlayacak kadar da salak değildir diye umuyorum. emin olamama sebebimse oturduğu yerden gördüğü şu manzara:
kuşlara bakıp bakıp tuhaf sesler çıkarıyor, bazen korkuyor bazen de peşlerinden havaya doğru sıçrayacakmış gibi hallere giriyor. umarım kafan biraz olsun çalışıyordur pırpır.
sünnetle ilgili de gelişmeler var ve o da dün oldu. eve aşırı yakın olan ve pırpır'ın şimdiye kadarki tüm aşılarını falan yapan veteriner bu iş için 6500 istemişti. nalbur yolunda mahallenin diğer veterinerinin önünden geçerken girip bir sorayım dedim. her şey dahil 3500 lira dediler. bizim veterinerin pahalı olduğunu biliyordum ama yuh ama ya. zaten geçen ay pırpır'ın çenesinde siyahlıklar vardı. aşıya götürdüğümde "bu ne, bi bakar mısınız?" dedim. (ki onlardan önce ben zaten gogıllayıp kedi aknesi olduğunu çözmüştüm.) veteriner yağlı mamadan oluyor falan bir şeyler söyleyip bir solüsyon verdi. SOLÜSYON diye verdiği şey, bu 50 ml seyahat boy kolonya fısfıslarına doldurulmuş su benzeri bir sıvı. üzerinde herhangi bir etiket hiçbir şey yok. SOLÜSYON! mama yedikten sonra bunu sürün dedi. 150 lira dedi. 150 LİRALIK SOLÜSYON!
ama pırpır'a öyle bir şey sıkmak, sürmek falan kolay değil. mama olmayan her şeyden nefret ediyor, elbette sıkamadım. kokusundan da dümdüz alkol olduğuna eminim. tek yaptığım, akıl yürütüp ara sıra verdiğim ayranı kesmek oldu. hani yoğurt yağlı, ayran sıvı, tüm ağzıyla içine dalıyor falan. ve geçti siyahlıklar. SOLÜSYON olmadan geçti. of bu çok ayıp değil mi ya? emeğine daha fazla bedel biç tamam ama yani sen bana 10 liralık fısfısı solüsyon diye 15 katına ittirirsen gözümde o emeğin de değeri kalmıyor artık. sanırım oraya götürmeyeceğim bir daha.
yine iki satır anlatayım diye girip destan yazdım. kapanışı yine dünkü çorap alışverişimle yapayım. sağdakini sena'ya aldım.
sena bir tekne kazıntısı, bundan 20 yıl kadar önce annesi ona kazara hamile kaldığında aşırı şaşırmış ama nedense bir o kadar sevinmiştik. bazen ona bakıp şaşırmaya devam ediyorum. 20 yıl ne ara geçti de sena doğdu, büyüdü, daha çok büyüdü, şahane bir bölüm kazanıp istanbul'a geldi, feminizm öğrenmeye karar verdi ve şimdi karşılıklı kahve içerken virginia woolf'tan, frida'dan falan bahsediyoruz diye. aslında frida'lı şeylerden artık ikrah geldi ama neden bilmiyorum bunları sevdim. bir de "baktıkça beni hatırla" demeyi ve hatırlanmayı severim. birlikte şöyle muhteşem bir fotoğrafımız var. ben 25 falanım, sena henüz 3 yaşında. çok güzeliz.
bakınız öpme işinde ne kadar başarılıyım hep olduğu gibi.
öptüm.





Ölüm insanı sakatlıyor. Sevilenin kaybı bir uzvun yok olması gibi. O kadar somut aslında. O yok oluşu normalleştirmek, onsuz kendini ve hayatını yeniden var etmek zaman alıyor sadece. Zaman ilaç milaç değil “hadi bakalım bundan sonra ne bok yiyceksin” diye aksiyona geçmen için sana tanınan süre. Görmüştüm sifu’nun gittiğini ama yazma dediğin için yazmadım. Bu yazdıklarım da sifu için ya da senin için değil zaten. Satırlarını okurken gelişen öz hakiki bilinç akışım. (bilincimi skem) Pırpırın tavuk teli çokzel olmuş. Kuşa atlayacağını hiç sanmam. 16 yıllık kedi kölesi olarak kuş avına şahit yazdırılmışlığım çoktur. Gak guk mık mık diye ağızlarını bıyıklarını titreterek dakikalarca kitlenirler kuşa. (Avlamak üzere hedefe kitlendikleri fareye ve ya böceğe o sesi çıkarmıyorlar mesela. Orada çok daha sinsi ve sessizler, çok daha şerefszler, başka başka taktikleri var.) Havadaki kuşa asla atlamazlar. Kuşun yere konması ve kendilerine 1 saniyelik pati mesafesinde olması lazım öncelikle. Bi de max serçeye cesaret ederler. Daha büyük kuşlara bıkbık söylenirler ama hamle etmeye götlerinin yediğini görmedim henüz. Zordur kuş indirmek. Yanisi “kuşa atlama” senaryosundan korkma diye diyorum. Ama kudurup yerde yuvarlanırken; böcekle, kuyruğuyla, gölgesiyle kovalaşırken düşer mi düşer! Tel güzel çözüm olmuş, aklınıza fikrinize tebriks. Ancak alt kısımda kalan etekli yer kiloş kiloş duruyo fotoda ordan kendini götün götün ittirirken tutar mı ki o kısım? Ona bi daha bi bak derim. (Senin aşırı emin olman beni kesmedi öyle de göt bi iş güvenlikçiyim djfjfjf)
YanıtlaSilHoşgelmişsen ağam! (Yazılarını özledim) ve hoşgelmişsen ebubekir sıddık pırpır bebek <3 -başakito-
etekli kiloş kiloş yerler gerçekten tam olmadı ama başka şansım yoktu ben de iyice gerdim orayı. yani gerzek pırpır kafaya takarsa orayı çeke çeke açabilir ama sanırım öyle bir derdi yok şu an. yani umarım öyledir. ama dün bi' ara "ulan acaba tırmansam mı ben şu tellere" hareketine kalkıştı ama fark edip kızdım hemen uzaktan. sanırım korktu biraz, anladı hayırlı bir şey yapmadığını. ay şu kediye güvenim o kadar yok ki! tekinsiz manyak ruh hastası. bu arada güvercinlere ses çıkarıyor ama karga görünce direkt içeri kaçıyor. deli deliyi görünce gerçekten değneğini saklıyor sanırım.
Silay bi' de seni çok özledim, yazdıklarını okumayı da çok özledim. kır dizini blog yaz gözünü seveyim. sadece yazmak değil burada daha çok olmak, daha çok blog okumak istiyorum. öptüm başakitom. <3