11 Ocak 2022

geri geldim ama azıcık

nasıl yazılır unuttum biraz. o ara kış geldi, yeni bir yıl geldi, kafam bi' ara gitti ama umuyorum ki geri geldi. bazı şeyler sandığın gibiyse güzel, öyle olmadığını anlayınca verdiği tüm hisle birlikte silinip gidiyor. zaten ilk de değil bunu anlayışım. var bunlardan işte her yerde, bazen en savunmasız anında denk geliyor, boka basmışsın gibi oluyor. e bokun da günahı yok, geçmeseydin sen de oradan. 

yine evle uğraşmaya başladım. bir sürü plan proje, çizimler ve seçimler. birkaç ay iyi idare eder beni. bir de ehliyet sınavı nasıl bir şeymiş diye baktım, epey tırtmış. o da çıksın artık aradan. direksiyona ilk geçtiğimde gösterdiğim performans, diğer koltukta oturan esas ve esaslı şoförden epey yoğun tezahürat almıştı. ne olacak benim bu "istersem her şeyi öğrenirim ya, kolay" özgüvenim? neyse ki yokuşlardan hâlâ çok korkuyorum, o belki dengeler bu ukalalığımı. 

bir de fiziksel dertlerim var. son birkaç aydır yüzümde nokta olarak beliren "şeyler" sonra birer lekeye dönüşüp ısrarla geçmiyor. araştırma konusunda tam bir ruh hastası olduğum için çözümü anladım ama harekete geçme konusunda hiç iyi değilim. şimdi kim peşine düşecek o c vitaminlerinin, retinollerin bilmem ne de sonra her gün düzenli pıt pıt sürecek onları. off.  

hayalimdeki evrende bunların hiçbiri yok. hayalimdeki evrende boynumda koca halkalardan kolyemle bir grand maester olarak yaşıyor ve bütün gün mum ışığıyla aydınlatılan kütüphanemde takılıyorum. kral ve kraliçelere akıl veriyorum. ne atım var, ne kılıcım ne de girmem gereken bir savaş. boş vakitlerimde dorne bahçelerinde elimde pirinçten şarap kadehiyle geziyorum falan. kariyer hedefim bundan ibaret. 


komşum zihin'de şalanj gördüm, yakaladığım yerden ben de yazayım.
ilk soru büyürken yapmayı en sevdiğim şeyi  soruyor. biraz kafam karıştı, çocukken dememiş büyürken demiş. ikisinde de ortak olan şeyi düşündüm. ikisinde de en sevdiğim şey sokakta olmaktı. çocukken mahallenin altını üstünü getirip türlü oyunlarla başıma belalar açmak (ajancılık oynarken el bombası diye karşı kaldırımdaki düşman çocuklar çetesine açılmamış kola kutusu fırlatmak, onun bir anda akıl almaz bir sesle patlaması, mahalle esnafının linç girişiminden kaçışım gibi) ya da biraz daha büyüyünce istiklal caddesi'nin ara sokaklarında bu kez kimsenin fark etmediği belalara koşmak ve sonra onlardan kurtulmaya çalışmak. bu kez patlayanın kola kutusu değil, duygularım olması ve bu bitmeyen cümle. ayhh allahım... işte tüm bunların merkezinde sokakta olmak vardı. 

ikinci soruyu da şaapıp öyle gideyim. bu da konuşmaktan en zevk aldığım konuyu soruyor. herkesle konuşmayı sevdiğim şeyler farklıymış galiba benim. düşündüm, aklıma bin tane ayrı şey geldi. sanırım anı dinlemeyi de anlatmayı seviyorum. ama komik anı, "bak işte başıma ne geldi hahaha hohoho" diye biten hikayeler. anlatılsın gülelim bitsin. bir de ben sıkıştırayım araya kendi sorumu o arada. konuşmayı en sevmediğim konu ise içinde siyaset geçen herhangi bir şey. birinin siyasi fikirlerini dinlerken içim şişiyor. fikir dediğin nedir yahu? ne kadar solcu olduğunu anlatmaya çalışmasana bana, ya da nasıl süper tespitler yaptığını. bir dakika bile dinlemek istemiyorum yemin ederim. aynen en iyisini sen biliyorsun sevgili arkadaşım, sistem bozuk, evet o parti kötü, seninki en iyi, tabii ki oylara sahip çıkalım, söz bi' dahakine birlikte nöbet tutacağız sandık başında. wooowwoow. offf yazarken yıldım. isyan edip küfür edeceksen olur biraz, ama biraz. gerisine yokum. 

sorular elli iki taneymiş ama şimdilik bu kadarmış. zihin yazdıkça ben de gelir yazarım umarım. 

öptüm. 


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder