27 Haziran 2020

ben gelmez oldum + kitaplı mim 1

evde bir o yana bir bu yana dönüşümün 4. ayına yaklaşırken yemin ederim halen daha anlayamadım iyi miyim değil miyim?

dün epey bir düşündüm. rahat rahat evde kalabilme şansım varken ve bu halde bile ekmek teknesi iyi kötü yürürken halen daha şikayet etme hakkım var mı diye?

varmış. 

- devam etmesi gereken önemli bir tedavim vardı, yarım kaldı. 
- bu boktan salgın çıkmadan önceki hafta belimden sol bacağıma kadar inen bir ağrım vardı, o hiç azalmadı ve bu çok saçma. artık kesinikle doktora gitmeliyim. 
- hayatımda hiç kimseyle yan yana kalmadığım haftalar ve aylar boyunca kocamla evdeyiz ve her ne kadar iyi idare ediyor olsak da bana afakanlar bastı basıyor. 
- 3,5 ayı geçkindir bir araya geldiğim bireyler: kocam, anam, anamın kocası ve 1 adet ayı hayvanı
- arkadaşlarımı çok özledim, hiç bu kadar uzun süre bir arkadaşımı  görmediğim olmamıştı. 

kocamla yaşamak zaten yeterince zor bir şey, yemin ediyorum dünyanın en zor insanı yarışmasında dereceye girer, hiç olmadı mansiyon falan verir eli boş göndermezler. elbette benim de ona çekilmez gelen hallerim var ama neyse ki dünyada birlikte yaşamak istediği ve ona kollarını sonuna dek açan tek insanın ben olduğumu hatırlayınca biraz frenliyor kendini. yani yemin ederim hiç emin değilim charlize theron buna evlenme teklif etse ne der? ona da aşık çünkü bence bana olduğu kadar ama napacan işte olduğu kadar olmadığı ahahahaah

neyse yani bir şekilde birbirimizi öldürmeden bunca aydır idare ettik. ama yani daha dün sabah uykumdan hışımla ve tam olarak şu cümleyle uyandırıldım: 
- sifu'yu niye balkona kapattın?

tarihe bunu not düşmek için ayrıntısıyla yazacağım. ilk olarak daha önce hiçbir şekilde ayıyı bir yere kapattığım yok, böyle bir mazimiz yok. ayrıca hadi daha önce yok niye kapatayım hayvanı ben, manyak mıyım? hadi gördün şaşırdın. önce bi' gelip sorsana "sen mi kapadın? bu nasıl olmuş?" desene! yok, illaki bir sorumlu bulacak kötü giden şeye. ben kapatmadım deyince gelen cevap daha da fantastik, ben kapamadığıma göre sen kapadın! bak hala ne diyor?

olay şöyle gelişmiş: bu ayı, mutfak balkonuna gitmiş herhalde yatmaya, o ara ya rüzgarla kapı kapanmış ya da bu kuyruğuyla falan itti bir şey yaptı, kalmış öyle uyumuş. 
bu teori, benim 'aklı selim bir insan olduğum için' bulduğum teori ki zaten başka türlüsü mümkün değil. 

sonra elbette söylendim. bilirsiniz sevgili dostlarım, uzun süren ilişkilerde kadınlara "eşinizin içinden ne dediğini anlama" skill'i yüklenir. benimki içinden şöyle diyordu: 
"e amma uzattın ya tamam ben yapmadım de geç!" 
oysa ki ben aynı dakikalarda içinden şunu geçirmesini dilerdim. 

"nasıl olduğuna anlam veremediğim kötü olaylarda saygıdeğer eşimi suçlamaktan vazgeçmeliyim" 

ya da şu daha iyi olur: 

"başıma gelen her kötü şeyin sorumlusu olarak sevgili eşimi görmem düpedüz ahmaklık, bu ahmaklığı yapmamalıyım." 

benzer saçmalıkta ithamlarla haftada en az 20 kere falan karşılaşıyorum. 
umarım bu iç ve sabır çekişlerim benim cennete giden biletimdir kardeşlerim, değilse çok bozulucam. 

neyse kocamdan ve coronadan yeterince dert yandığım yeter bence. 
şu sayfayı azıcık olsun hevesle açmamı sağlayan cağnım blog komşularımdan leylak dalı'nın kitaplı mimine geçiyorum artık. 

kitaplığımın temeli ne zaman atıldı? 
oldukça temelsiz bir kitaplığım var bence. 2008'de başka bir ülkeye giderken kitaplarımın çoğunu dağıttım. sonrasında zaten pdf okumaya çok alıştım ama yine de basılı kitap birikti elimde epey. sonra geri dönerken o birikmişleri de dağıttım. ne bileyim herhalde beş kitap falan döndü benimle oradan. he çok da üzülmedim, kitap biriktirmenin delisi değilim. anca gerçekten sevdiysem tutuyorum o kitabı elimde, yoksa isteyene, merak edene veriyorum zaten, hem ne güzel işte hediye oluyor. 

şimdiki kitaplığımız sevgili kocamla yıllar içinde sevip sakladıklarımızdan ibaret, çok büyük değil. dediğine göre, çoğunu eski sevgilisi ayrılırken götürmüş. hâlâ söyleniyor. :) 

sadece basılılarda değil e-kitaplarda da büyük eleme yaptım geçen yıl. yıllarca ne bulduysam indirmişim, 50 gb e-kitap klasörü mü olur? olmaz tabii! onların da asla okumayacağıma emin olduklarımı sildim gitti. yine de bir 10-15 gb falan vardır kalan.  

kitaplığımdaki en eski kitap?
benim çocukluğumdan ve aslında babamın kitaplığından kalma. ona nereden geldi bilemiyorum ama bu: " en büyük kaybımız / 10 ikinciteşrin 1938 "

1938'de istanbul cumhuriyet matbaasında basılmış. 

babam da yıllar önce başka bir ülkeye göç ettiği için kitaplarının çoğunu burada bıraktı. ama çoğu aşırı felsefi ya da miâdı dolmuş siyasi şeyler olduğu için (ne yapayım 70ler solunda marksist politikanın temellerini ben?) benimseyemedik hiçbirini. en son geçen aylarda yine elime geçti böyle birkaç tanesi. ayırdım, stk'cı solcu çocuklar var tanıdık onlara götürcem. 

ama bu kitapla çok anımız var. 

çocukken açar açar ağlardık abimle. anti-kemalist büyütülmeyen hiçbir çocuğu teğet geçmesi mümkün değil zaten. o fotoğraflar, o yazılar, ay o fontlar bile bir keder bulutundan sayfalara yağmış gibi. 

pek çok yazar ve şairin, devlet adamının veda yazıları var içinde. 
ben elbette hasan ali yücel'inkini seçtim size göstermek için. 


çocukken de biliyorduk çok eski olduğunu, bir şekilde abimden çıkıp benim kitaplığımda şimdi. gözüm gibi bakıyor, alıp kaldırırken dini bir rütüelmiş gibi özenli davranıyorum hep. 

kitaplığıma ilave ettiğim en son kitap?
mesleki kitapları es geçersem en son yine bir seray şahiner kitabı almışım, 
                                         

son indirdiğim e-kitap da "kedilere dair" imiş, onu daha okumadım ama reklamı atla'ya başladım. roman ya da öykü değil zaten, bölüm bölüm deneme gibi bir şey, köşe yazıları seçkisi de olabilir.  ayh yine hiç anlatamadım. 

kitaplığımda başkasından alıp geri vermediğim kitap?
yok sanırım çünkü çok uzun zamandır kimseden kitap ödünç almadım. aklıma tek gelen bir panait istrati kitabı. seneler önce emrah, istiklal caddesi'nde çantama sokuşturmuştu "ben içmeye gidiyorum kaybederim,sende kalsın" diyerek. 15 yıl sakladım o kitabı, geçen yaz yıllar sonra buluşunca götürdüm. neden bilmiyorum hiç şaşırmadı.

aaa ama okulun kütüphanesinden sırf üstünde damga var, hatıra kalır diye saatleri ayarlama enstitüsü'nü çalmıştım cahil gibi. bu utanç verici lekeyi bir gün temizleyeceğim ama söz. 

benden alınıp geri verilmeyen kitap?
kitap, kitaplarrrrr... mesela bir hayal gibi ortadan kaybolan jerzy kosinski kitaplarımdan (neredeyse hepsi vardı) 1 tane bile yok şu an elimde. ağır roman gidip gelmeyince çok bozulmuştum çünkü tekrar alamıyorum o kitabı, bir sahafta denk gelene kadar da almam. adamın mazisine olan kinim geçmedi. kuzenime okusun diye verdiğim persepolis'in 4 yıldır hala geri gelmeyişine de çok bozuğum çünkü anısı var bende tam olarak o kitabın, okunduğu yerin falan. aklıma ilk bunlar geldi ayhh tamam biriktirmiyorum da sevdiğim kitaplar ortadan kaybolunca çok canım sıkılıyor. 

yani işte böyle sevgili komşular, hâlâ buralarda mısınız, sizde ne var ne yok?

he bi'de sevgili blogspot üst kurulu (ya da bu ayarlarla her kim oynuyorsa artık) 
yeni arayüz bok gibi olmuş. 

tam 'bunlar gitti bizi de burada unuttu' diye sevinirken dönüşünüz hiç hoş olmadı. 
eski arayüzü geri verin. 
(resim boyutu ayarlama işi güzel, o kalabilir) 
saygılar. 

4 yorum :

  1. Ay pek güzel yazmışsın, sağol. Bu vesileyle hasret giderdik iyi oldu. O eski kitap çok ilginçmiş gerçekten.Benim babamda da vardı böyle tuhaf şeyler, mesela 27 Mayıs yargılamalarını anlatan resimli bir kitap vardı, bakar bakar anlam veremezdim bebek davası, köpek davası vs. Bir de Profumo Skandalı, ay ona da ayıp bir şeymiş gibi ucundan ucundan bakardım. Meğer hakikaten öyleymiş, bir nevi seks skandalı ama şimdikilerin yanında hiç kalır :))) Ne oldu ki onlar, babam elden çıkardı sanırım, evde yok zira. Çok sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ya çok sevinerek girdim bu işe, umarım azıcık olsun hakkını verebilmişimdir.

      bu kitap sanıyorum ki yaşlı bir komşunun raflarından uçup babamın kitaplığına kondu, yoksa nereden gelmiş olabilir gerçekten,

      ama bir yandan, dedemden kalmış olabilir çünkü dedem askerliğini istanbul'da yapmış ve tam neresi bilmiyorum bu olayın geçtiği yer ama askerlik yaptığı yere bir gün atatürk gelmiş ve dedem ona ayran götüren asker olduğu için hep çok gururluydu. atatürk dedeme aynı filmlerdeki gibi "sağ ol çocuk" demiş. :)

      belki öldüğü sene hemen o alıp saklamıştır bu kitabı ama emin olamıyorum hiç.

      Sil
  2. Oh, yeni bir blog keşfettim. :)
    Uzun yazılarla dolu böyle blog'ları pek seviyorum! :)
    Çünkü ben de genelde uzun uzun yazıyorum :))
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba mert, hoşgeldin. :)

      ben hep destan yazıyorum burada,her bir yazım başlı başına bir kutadgu soni destanı.

      Sil